Namazda Kuran okumakla ilgili ikinci dersimizi yapıyoruz. Biliyorsunuz bundan önceki derste genel bir giriş yapmıştık, kelimeler üzerinde durmuştuk. Bugünde yine o genel girişe katkısı olacak birkaç kelime söylemek istiyorum. Namaz da kıraat konusunda zikir kelimesinin öne çıktığını görmüştük. Taha suresinin 14. ayetinde Allah’u Teala Musa aleyhisselama “ekımis salâte li zikrî” “namazı benim zikrim için kıl” diyordu. Yine bizim için de aynı şeyi söylüyor Allah’u Teala. İşte Bakara 239’da, “Fe in hıftum fe ricâlen ev rukbânâ” “Eğer korkar…” hatta 238’de açıkça namazdan bahsediyor. “Namazlara aman dikkat edin bilhassa orta namaza birde Allah için itaatkâr kişiler olarak dik durun.” Burada tabi namazlar ve orta namaz diyince, namazlar en az üç ediyor ona bir de orta bir tane daha ilave edince dört, dördün ortası yok. Dörtten sonra ortası olan ya da üçten sonra ortası olan ilk rakam beş olduğu için bu ayet namazların en az beş olması gerektiğini açıkça gösteriyor.
(Bakara surasi 239. ayet) Ondan sonra ki ayette diyor ki: “Eğer korkarsanız yürüyerek ve binili olarak namazını kılın. Güvene kavuştuğunuz zaman Allah’ı zikredin, size öğrettiği gibi zikredin, daha önce bilmediğinizi size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin.” Şimdi burada namaz kılın yerine “fezkurûllâhe” denmiş olması çok önemli. Tıpkı Musa aleyhisselama “ekımis salâte li zikrî” demesinin tekrarı mahiyetindedir. “fezkurûllâhe” “Allah’ı zikredin.” Şimdi Allah’ı zikredin kelimesi bu işin temelinde oluyor.
Hatta işte Nisa suresinin 103. ayetinde de “Namaz kıldığınız zaman ayakta, yanlarınız üzerinde ve otururken Allah’ı zikredin” diyor. Bu Allah’ı zikredin kelimesi öne çıkıyor ve Hadis-i Şerifte de “Namaz zikrin bütün çeşitlerini içine alır.” Sözüyle tam bir Kuran sünnet bütünlüğü de ortaya çıkmış oluyor. Geçen hafta öne çıkan hususlardan bir tanesi şuydu. Acaba zikir nedir? Anlamadan Kuran okuyan kişi de zikirde bulunmuş olur mu? Ne dediğini bilmeyen kişi zikirde bulunmuş olur mu? Bugün onunla alakalı birkaç ayet okuduktan sonra arkadaşlarımız kendi araştırdıkları mezhepler bağlamında konuyu anlatacaklar.
İsra suresinin 41. ayetinde Allah’u Teala şöyle diyor: “Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû” “Bu Kuran’da değişik şekillerde meseleleri anlattık.” Yani şimdi Arapçada sarf dedikleri bir ilim dalı vardır. Bir kökü alırlar, o kökün ana kelimelerini koruyan değişik kelimeler üretirler. İşte narsan mastardır. Nasara dediğin zaman mazi olur. Yansuru dediğiniz zaman muzari olur. Hep aynı kelimeleri içerir. Sarrafna’da böyle yani bir konuyu, değişik açılardan Kuran’ı Kerimde anlattık ki “li yezzekkerû” “onu tezekkür etsinler” Şimdi anlamayan bir adam Arapçayı bilmeyen, okuduğunu anlamayan bir adam, bir konunun değişik açılardan Kuran’da tekrarlandığını Kuran’da anlayabilir mi? Mümkün mü? İşte anlamını okuduğunuz zaman bakarsınız ki Allah Allah aynı şeyi Kuran’ı Kerim birkaç yerde tekrarlıyor, dersiniz. Değil mi yani, bakarsınız. Şimdi birkaç yerde aynı konuyu tekrarlıyordur ama her bir yerde bir farkı vardır. Yani tıpkı Arapçada ki Nasran mastarı, Nasran dediğiniz zaman anlamı farklı ortada ki o “s” sesine bir hareke verdiğiniz zaman Nasara dediğiniz zaman verdiğiniz zaman anlam farklı. Aynı sese Nusırâ dediğiniz zaman anlam farklı. Yani sesler aynı ses kök aynı kök ama küçük bir değişiklik anlamı farklılaştırıyor. İşte Kuran’ı Kerim’ide hani “li yezzekkerû” diyor. “Kendilerinde o zikir oluşsun, bilgi oluşsun, iyice kavrasınlar diye değişik şekillerde Kuran’ı Kerim’i açıkladık.” Diyor. Şimdi geçen hafta bu zikrin sadece Kuran’dan elde edilen bilgi olmadığını, tabiattan da elde edilen bilgi olduğunu söylemiştik.
Artık bundan sonra burayı herhalde Din ve Bilim Araştırmaları Merkezi diye adlandırmamız gerekecek Mustafa Bey. Çünkü yani niye gerekiyor? Biraz derinleştikçe o iç içeliği çok daha net görebiliyorsunuz. Şimdi mesela bakın, Furkan suresinin 48. ve 50 ayetleriyle az önceki ayeti bir karşılaştıralım. Yani 25. sure Bak diyor ki burada Allah’u Teala (Furkan suresi 48. ayet): “Rahmeti önce müjdeleyici olarak gönderen odur.” Şimdi bir rüzgâr, rahmette arkadan gelecek olan yağmur “gökten kendisi temiz ve temizleyici vasıfta olan bir su indiririz.” Diyor.
Niye o suyu indiriyoruz? (Furkan suresi 49. ayet) “Ölü bir toprağı onunla canlandıralım, ona hayat kazandıralım diye, yarattığımız enam” yani bu keçi, sığır, koyun, deve insanların beslenmiş olduğu hayvanlar “onları da bununla sulayalım ve çok sayıda insanı bununla sulayalım diye”
(Furkan suresi 50. ayet) Ondan sonra diyor ki burada: “Ve lekad sarrafnâhu” gene aynı kelime bakın dikkat edin. “Ve lekad sarrafnâhu” Şimdi bu çok ilginç bir şey, çok dikkatimi çekti de, şimdi 50. ayetle birlikte bakın şimdi yukarıdan itibaren, rüzgârın bulutu şey yapması, yağmurun yağması, ölü toprağın canlanması ve ondan insanların sulanması ve hayvanların sulanması. Bir manzara ortaya çıkardı. Ondan sonra diyor ki: “Bu olayı da değişik şekillerde onların aralarında tekrarlayıp durduk.” Yani rüzgârın esmesinde değişiklik oluyor bazen yani ana temel, aynı da şekiller de dış şekillerde bir takım değişiklikler olur “li yezzekkerû” “zikir sahibi olsunlar diye” yani ne? Bilgi sahibi olsunlar diye. Şimdi onunla şu ayeti tekrar karşılaştıralım. (İsra 41) “Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû” aynı değil mi? Furkan 50“Ve lekad sarrafnâhu beynehum li yezzekkerû” bir farkı var mı? Yani çok ilginç bir şey yani Allah’u Teala yarattığı ayetleri, insanların bilgi sahibi olması için değişik şekillerde şey yapıyor. Zaten o mesela, meteroloji ilmi nereden doğuyor? Bu değişiklikleri birleştirerek bir temel kurallar oluşturuyorlar. Ya da tarım nasıl oluşuyor? İşte bitki bilimleri nasıl oluşuyor? Bu değişik şekilleri bir araya getirerek ondan bir bilim oluşturuyorlar. Şimdi esas ilginç olan, tabiattan elde edilen bilgiyle Kuran’dan elde edilen bilgiyi aynı kalıplarla ifade ediyor ve bunu Kuran ifade ediyor. Tabiata da ayet diyen, Kurandakine de ayet diyen gene Kuran’ı Kerim. İkisinde de bilgi sahibi olacak olanlar insanlar.
O zaman bak (İsra 41) “çok değişik şekillerde ortaya koyduk ki zikir sahibi olsunlar”, demek ne demek oluyor? Yani o değişik şekiller arasında ilişkiyi kuracak, bir sonuca varacak. İşte buna marifet dediniz ya geçen hafta şeyde, onun için müfredat burada, sadece o tesbit etmiş yani ama şimdi Kuran’ı Kerim öyle bir kitap ki kelimelerin sözlük manasını da en güvenilir şekilde buradan bulabiliyorsunuz. Değişik şekillerde şey yapılıyor. O zaman zikir ne oluyor? Zikir ezberlenen bilgi değil, yani siz Kuran’ı Kerim’in Türkçesini bilseniz de, Türkçe manasını da ezberlemiş olsanız da zikir olmuyor. Zikir olması için bunun sebebini sonucunu da bilmeniz lazım, bağlantılarını da bilmeniz lazım. İşte yağmurun bir kere yağdığını gören kişi de olmuyor bu, çok değişik şekillerde yağacak. Dolayısıyla, bakarsınız ki o köylü, bulutun şeklinden bir bilgi çıkarır. Rüzgârın esmesinden bilgi çıkarır. Ha bugün işte yağmur var der. Yok, diyor, siz bu buluta bakmayın bu buluttan yağmur olmaz, der mesela veya bugün çok şey var der, çok büyük bir yağmur, sel olabilir, der. Nereden çıkarır bunu? Sürekli değişen şekillerden çıkarır. Bir ilim oluşturur. Yani işte o zikir olur. Sebep ve sonuç arasında çok doğru bir ilişki kurduğu zaman….. O zaman Kuran’ı Kerimde ki yani namazda oluşacak zikirde de hedefin bu olduğu ortaya çıkıyor. Yani tabiatla Kuran arasında ki ilişkiyi namaz da gene kurmak gerekiyor. Ne diyor Allah’u Teala: (Ali İmran suresi 191. ayet) Ben de açayım da bir yanlış okuma olmasın. “Ellezîne yezkurûnallâhe” şimdi yezkurûnallâhe anlamlarından bir tanesinin namaz olduğunu öğrendik. Belli şekillerle zikir olduğu zaman namaz olduğu kesinleşmiş oluyor. Kıyâm, kuûd ve cunûb yani “Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim” şimdi “ayakta, yanları üzerinde” geçen hafta şey yapmıştık alâ cunûbihim kelimesinin de anlamını Kuran’ı Kerim veriyor. Alâ cunûbihim nedir? Alâ cenbihi yazımından emin değilim 14.51 nedir? deânâ li cenbihî bak şimdi Yunus suresi 10. sure 12. ayet, Şimdi burada diyor ki, bütün bunlar yani az önce şey yaptığı gibi ayetleri tekrar tekrar bir yerler de söylemesinin, birleştirdiğin zaman oluşturduğu bir sonuç var. O sonuçlar çok farklı oluyor. Mesela şeyde de, görürsünüz şurada da bir su var, hepsi su ama her birisinin bir başka özelliği vardır. Onları birleştirir bir adam su bilgini olur değil mi yani, suyun bilgini olur. Suyun mütehassısı olur. Onun zikrini elde etmiş olur yani. (Yunus sures 12. ayet) “Bir insanın başına sıkıntı geldiği zaman yan üstü yatarak bize dua eder.” Ya Rabbi şu sıkıntımı gider, der. Başka ne yapar? “Oturduğu zaman da yapar, ayaktayken de yapar.” Burada deânâ diyor “bize dua eder” “onun sıkıntısını giderdiğimiz zaman sanki başına gelen bir sıkıntıdan dolayı bizi hiç yardıma çağırmamış gibi unutur gider.” Allah problemini çözdüğü dakikada her şeyi unutur. Problem çözülünceye kadar yan üstü dua eder, oturarak eder, ayakta eder, her halükarda eder. Şimdi burada da ne deniyor? (Ali İmran suresi 191. ayet): “Ellezîne yezkurûnallâhe” bak orada dua, bu zikir “Allah’ı ayakta, oturarak ve yanları üzerine zikredenler.” Cenbleri üzerinde cenbler şeyde de okumuştuk, Hacc suresinin 36. ayetinde; “fe izâ vecebet cunûbuhâ” o şeyin, kurbanlık hayvanın yanları yere yapıştığı zaman, şimdi ayakta kesilen bir hayvan, yatırarak kesmiyorsunuz çünkü orada “fezkurûsmallâhi aleyhâ savâff” diyor, sıra sıra diziliyken Allah’ın adını anın. Ayaktayken hayvanı kesiyorsunuz, hayvanın tam şu göğüs kemiğinin üst noktasına o damarların geçtiği yere bıçağı saplıyorsunuz, bıçağı geri çekiyorsunuz hayvan kesildiğini fark etmiyor, keskin bir bıçak olduğu için. Siz de elinizi keskin bir bıçakla keserseniz hiç fark edemezsiniz. Beyne kan gitmeyince beyinde uyuşma oluyor, olduğu gibi çöküp kalıyor dört ayağı üzerine çöküyor. Şimdi (Ali İmran 191) alâ cunûbihi de el ve ayaklar olmuş oluyor. Orada o ayeti kerimeden şey yaptığınız zaman. Şimdi “Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim” “Allah’ı ayakta, yanları üzerine” yanları üzerine geçen hafta anlatmıştık, rüku ve secde oluyor. Ondan sonra “ve oturarak iki secde arasında, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünüyorlar.” Bak Allah’ın indirdiği ayetlerle yarattığı ayetleri birlikte tefekkür ederek namaz kılıyor. “Ya Rabbi sen bunu boşuna yaratmadın sana boyun eğeriz bizi ateş azabından koru.” Der. Dolayısıyla, bu son derece önemli bir kavram zikir, din ve bilimin kesiştiği bir nokta. Demek ki bilimle ulaşılan doğru bilgi nasıl zikirse, Kuran’ı Kerim’de olanda zikirdir. Aradaki tek fark şu; tabiattan zikri elde edebilmek için tabiatı uzun süre gözlemlemek gerekiyor. Kuran’dan zikir elde edebilmek içinde Kuran’ın ilgili bütün ayetlerini bir araya getirmek gerekiyor. Her ikisinde de sarrafnâhu Allah’u Teala çok değişik şekilde demek ki o tabiattaki olaylarda ki değişiklikler. Mesela; şimdi her insan apayrı bir yapıya sahip, siz o apayrı yapıya sahip olan o insanlara bakıyorsunuz, hepsinde aynı organlar gene de var. Onların hepsini birleştirince o insanlarla ilgili bilim oluşmuş oluyor ve zikir oluşmuş oluyor. İşte bu da bize şunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Allah ikisine de zikir dendiği zaman hiçbir zaman din ile bilimi birbirinden ayırmamak gerekiyor. Namaz da bu ikisi birleşmesi icap ediyor, öyle anlaşılıyor. O zaman o şekilde bir namazı nasıl kılacağız? O konuda arkadaşlarımızın çalışmalarını, sen bir şey söyleyecek misin Enes Alimoğlu? Peki, mezhepler konuya nasıl yaklaşmış ona bakacağız şimdi. Önce hangi mezhep başlıyor? Hanefi, peki Rasim sen mezhep değiştirdin.
Rüstem Vasipov: Biz değiştirdik, evet.
Abdulaziz Bayındır: Zahiri mezhebinden Hanefi mezhebine intikal.
Rüstem Vasipov: Bismillahirrahmanirrahim.
Abdulaziz Bayındır: Sen mi onun mezhebini aldın yoksa Fatih?
Fatih Orum: Yok hocam ben mezhepsizim şu anda.
Abdulaziz Bayındır: Sen mezhepsizsin, Enes Alimoğlu sen mi aldın? Sen de Kuran üzerinden mi? Ha tamam.
Rüstem Vasipov: Evet, Hanefilere göre namazda kıraat, İslam Fıkhı Ansiklopedisinden çalıştım. Evet, kıraat konusunu beş hususta belirtmeye çalışacağım. Birinci husus şöyledir; Hanefilere göre namazda Fatiha okumak, mutlak olarak ne gizli ne de açıktan okumak ne imama, ne de cemaate farz değildir yani vaciptir, diyor. Hatta cemaatin kıraatte bulunması mekruhtur, demiştir. Hanefiler dışındaki cumhura göre namazda vacip olan kıraatin rükhunu, farzı Fatihadır, diye zikredilir. Delilide şudur; Peygamber efendimiz buyurdu: “Fatihayı okumayanın namazı yoktur.” Ve ikinci hadiste de “Kitabın anahtarı Fatiha okunmadığı bir namaz yeterli değildir.” Diye…
Abdulaziz Bayındır: Evet, isterseniz, orada bir iki kelime söyleyeyim şimdi, “la salate illa bi fatihatil kitab” diye bir Hadis-i Şerif var. “la salate limen lem yekra’ bi fatihatil kitabi” senin okuduğun şey “Bu kitabın Fatihasını” Fatiha yani giriş demek. Kuran’ı Kerim’i açtığın zaman giriş mahiyette bir sure karşınıza girmiş oluyor. Ona Fatiha suresi yani kapıyı açan sure anlamına geliyor. Gerçekten siz Fatiha suresini okursanız, Kuran’ı Kerim’in tam bir özeti ile karşı karşıya kalırsınız. Tam bir özetidir o, onu çok iyi kavrayan bir kişi, ona göre amel ederse yoldan çıkmaz. Resulallah sallalahu aleyhi ve sellemden o işte Kitabın Fatihasını okumayanın namazı olmaz diye gelen bir Hadis-i Şerif var. Ondan sonra Kitabın Fatihası olmadan namaz olmaz. Şimdi bunu mezheplerin algılayışları farklı Şafi, maliki, Hanbelî, Zahiri de öylemi bilmiyorum. Zahiride aynı mı? Fatiha şartı rükun, zahiri mezhebi zaten şafi mezhebinin küçük bir değişik şeklidir. Şafi ile Malikinin ortasında bir mezhep. Şimdi Zahiri mezhebinde de farzdır. Mesela; Şafiler şunu hep tartışırlar, biraz sonra Yahya söyleyecek. Mesela; müftülükte bize gelip hep sorarlardı, imamlar Fatiha suresini okuyor “ve led zallllin” diyorlar, bizim namazımız olmuyor, diyorlar. Niye? “ve led dalllin” demesi lazım. Yani harflerden bir tanesinin okunuş şeklindeki yanlışlık namazı bozar. Mesela; şimdi bizde birisine hadi Fatiha oku bakayım desem “Elhemdulillahi Rebbil Alemin” şafiye göre bu namaz olmaz. Elhem diye bir kelime yok. Elham diyeceksin ha’yı buradan çıkaracaksın. Hele bizim Erzurum’da vardır. Oku dersin, Elhamdülillahi der. O hiç olmaz zaten. Elhamdülillahi dedin mi olmaz. Elham dulil lahi yani Fatiha suresinin bütün harflerini doğru telaffuz etmek gerekir. Şimdi onlar hadisin metnini esas almışlar. Demişler ki: Resulallah madem böyle dedi, Fatiha olmadan namaz olmaz. Fatiha namazın rüknudur.
Peki, Hanefiler ne diyor? Hanefilerde diyor ki: Bu la salate demek, namazı olmaz değil. la salate kamileten demektir. Yani mükemmel olmaz. Mükemmel olmaz diye düşündükleri için vacip diye bir kavram oluşturmuşlar yani sünnetten güçlü farzdan aşağı bir kavram ki bu kavram Hanefilerin dışında hiç kimse tarafından da kullanılmıyor. Vacip deyince Fatiha okumayan kişinin namazı olur. Vacip yani bir eksik olsa da namazı olur anlamında kullanılmış oluyor. Devam et.
Yahya Şenol: O şeyi de ekleyebiliriz belki hani la salate kamileteni bir usul kaidesinden dolayı algılıyorlar. Şimdi Hanefilere göre namazda kıraat farzdır ve bu ayetle sabittir, diyorlar. Görürüz biraz sonra.
Abdulaziz Bayındır: Ben onu size bıraktım.
Yahya Şenol: Yo şeyi Hadisle diyor bunun Fatiha olarak tesbit edilmesi, Kuran’ı Kerime’e bi ziyade olur ve bu ziyade de haberi vahidle netice de sabit olacağı için bu kabul edilmez. O yüzden farz kabul etmiyorlar. Sebepleri o yani.
Abdulaziz Bayındır: Öyle diyorlar ama bunu keşke her yerde deseler yani. Hesaplarına geldiği zaman orada onu öyle derler. Hesaplarına gelmediği zaman bakarsınız ki çok açık ayet bırakılmış, hadis esas alınmış. Bazen işte yani usul olarak bazen böyle çünkü bunlar niye böyle oluyor? Ebu Hanife, İmam Muhammed ve Ebu Yusuf hükümlerini verirken böyle bir usulle hareket ederek vermemişler. Bunlar daha sonradan gelenlerin oluşturduğu gerekçeler olduğu için tutarlı olmuyor.
Fatih Orum: 27.09 dk anlaşılamadı Şeyi de nesh etmiyorlar ya. Ayet … haberi vahidle.. Orada da Hanefiler diyorlar ki bu 27.18 dk … konusunda, bir lafız Amm bir lafızsa yani genel içerikli bir lafız ise 27.24 dk anlaşılmadı…. İse Amm bir lafızdır. Amm bir lafızda tahsis edilmediği sürece katidir. Katii bir lafız ise haberi-i vahid ile tahkik edilemez. Şafile Amm lafız zannidir, kati değildir, delaleti zannidir, dolayısıyla, zanni olan bir lafız yine zanni olan bir haber-i vahidle …….edilebilir, tahsis edilebilir, diyorlar. Orada öyle bir şey yani Kuran’ın Amm nitelikli bir lafzı kati midir, zanni midir meselesinden dolayı bir şey yapıyorlar. Hâlbuki yani katidir diyor, diğerleri de zannidir diyor.
Abdulaziz Bayındır: Ben işin bu tarafına girmeyi hiç istemiyordum, Özellikle ayeti okumadım. Hani keşke söyledikleri doğru olsa da
Fatih Orum: Yani (Müzemmil suresi 20 ayet)“fakreû mâ teyessere minel kur’ân” ayeti nedir diye başlarsanız burada tabi konuştuğumuz şeylerin hepsi anlamsız kalacakta.
Abdulaziz Bayındır: “fakreû mâ teyessere minel kur’ân” bu konuyla uzaktan yakından alakası yok. Şimdi siz getirirsiniz alakasız bir şeyi delil alıyorsunuz. Konunun esasını anlatan hadisi ikinci plana atıyorsunuz. Ondan sonra başka hükümler ortaya koyuyorsunuz. Yani o iş usule geldiği zaman çünkü o “fakreû mâ teyessere minel kur’ân” kelimesi kısaca söyleyeyim o Müzemmil suresindedir. Resulallah sallallahu aleyhi ve selleme Mekke’de ilk inen surelerdendir. Resulallaha her gece, gecenin yarısında, üçte birinde yarısından daha fazla bir süre içersinde kalkıp Kuran okuma emri veriliyor. Resulallahta, müminlerden bir grupla birlikte yaklaşık on beş sene bunu devam ettiriyor. Medine’ye varınca surenin son ayeti iniyor. O son ayette Allah’u Teala diyor ki: “Rabbin gayet iyi biliyor ki siz gecenin üçte ikisine yakın, üçte ikisinde ve üçte birinde kalkıyorsun, senle beraber bir grupta beraber kalkıyor ve Kuran okuyorsunuz. Gece ile gündüzün ölçüsünü koyan Allah’u Tealadır.” diyor. “Artık ona gücünüz yetmeyeceğini Cenabı Hak biliyor.” Çünkü Mekke’de hiç yapacağınız bir şey yoktu. Şehrin sorumluluğu sizde değil, sadece işte abluka altındaki kişilersiniz, vaktiniz boldu, bunu yapıyordunuz ama Medine’ye geldiniz şehrin hâkimi oldunuz. Artık savaştır, ticarettir, şudur, budur işte yeni ilave görevler ortaya çıktı. Onun için diyor ki: “Artık buna gücünüz yetmeyecek” artık öyle her gece kalkıp bunu okuma, bunu yapamayacaksınız, diyor. “Allah’u Teala sizin yüzünüze baktı. Cenabı Hak sizi bağışladı.” “fakreû mâ teyessere minel kur’ân” “o zaman Kuran’dan kolayınız geleni okuyun.” Yani yirmi dört saat içinde ne zaman kolayınıza gelirse o zaman okuyun, diyor. “Cenabı Hak bildi ki içinizde hastalar olacak. Bir kısmınız sefere çıkacak, ticaret için işler yapacak bundan sonra” Çünkü artık eskisi gibi abluka altında değilsiniz yani “bir grubunuz Allah yolunda savaşacaksınız, vuruşacaksınız. Öyleyse Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun.” Namaz geçti mi buralarda? Namaz yok. Şimdi bunu tutup ta namaz da kıraatin delili olarak almanın bir anlamı yok. Şimdi bunu namazla irtibatlandırdıkları için surenin başını da namazla irtibatlandırmışlar ve bu sure anlamsız hale gelmiştir.
Abdurrahman Yazıcı: Ne dediğini tam anlayamadım. 31. 51 dk
Abdulaziz Bayındır: “Ve ekîmus salate” bu cümle başıdır. Cümle-i iptidaiyedir. O öncekiyle bir alakası yok. “Ve ekîmus salate” “namazı dosdoğru kılın” ama diyor. Yani o Kuran eğitimi, günün herhangi bir saatinde devam etsin ama “namazı dosdoğru kılın” ondan sonra “zekâtı verin ve Allah için güzel bir ödünç verin.” Yani şimdi bunu “fakreû mâ teyessere minel kur’ân” bağlantılarından kopararak, namaz da kıraatin delilidir diye alacaksınız oradan hareket edeceksiniz başka şeyler, yok efendim bu hadis işte Yahya’nın da Fatih’in de söylediği gibi bir sürü usul kaideleriyle bir şeyler ortaya koyacaksınız.
Yahya Şenol: Şey Mızıkçı bir soru sorayım o zaman. Şimdi geçen hafta dediniz ya hani (Ankebut suresi 45. ayet) “Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât” buradaki ekım normalde olmaz ama belki hal cümlesi olarak alınabilir.
Abdulaziz Bayındır: Burada olmuyor.
Yahya Şenol: “fakreû mâ teyessere minel kur’âni ve ekîmus salâte” Namazı kılarken böyle yapın diye.
Abdulaziz Bayındır: Aklıma gelmedi değil az önce de o olmaz orada, o orada olmaz. Zekât ta var.
Yahya Şenol: O işte olmuyor, olmayacağını söylüyorum zaten.
Abdulaziz Bayındır: Olmuyor işte, olsa senden mi esirgeyeceğim yani dükkân senin.
Rüstem Vasipov: İkinci hususta Hanefiler şöyle diyor, nafile namazlar ile vitir namazlarının bütün rekâtlarında ve farzların ilk iki rekâtında Kuran okumak imam ve ya yalnız kılanlar için farzdır ve miktar konusunda da, Kuran’dan okumanın en az miktarı bir ayettir.
Abdulaziz Bayındır: İşte o farzdır derken dayandıkları sadece bu ayet başka delilleri yok.
Rüstem Vasipov: Delilleri de Kuran’dan kolayınıza gelen…
Abdulaziz Bayındır: “fakreû mâ teyessere minel kur’âni” az önce okuduğumuz ayet başka delilleri yok.
Rüstem Vasipov: Bir de Ebu Kureyre 33.53 dk den rivayet edilen bir hadiste, kıraatsiz namaz yoktur, diye. O hadisi delil getiriyorlar.
Abdulaziz Bayındır: Mesela; hiç bu, siz araştırdınız ya “fezkurûllâhe” delil getiren var mı? Var mı hiç?
Kimin konuştuğunu anlayamadım.
Abdulaziz Bayındır: Yok yok ayeti delil getiriyorlar ama “ekimus salate li zikri” evet.
Rüstem Vasipov: Üçüncü husus, kıraatin en az uzunluğu altı harftir yani (İhlâs suresi 3. ayet) “lem yelid” kelimesi gibi İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre
Enes Alimoğlu: Dediği duyulmuyor.
Rüstem Vasipov: Yani en az onun gibi yok tamam da şimdi en az o kelimeyi şey yapmışlar.
Abdulaziz Bayındır: (İhlas suresi 3. ayet) “lem yelid” te olmaz yani
Enes Alimoğlu: Ebu Hanifi’nin görüşünde en kısası altı harfli diyor. Sümme zekere emin değilim bu ifadeden gibi (Müdessir suresi 21. ayet)Sümme nazara eğer biri altı harflisi olur (İhlas suresi 3. ayet) lem yelid gibi aslında lem yevliddir. Onun için olur.
Abdulaziz Bayındır: Hah ben az önce onu söyleyecektim.
Enes Alimoğlu: Ama İmam Muhammed Ebu Yusuf diyor ki: Kısa üç ayet ve uzun bir ayet olmalıdır, diyor. Mezhebin görüşü budur ama Ebu Hanife’nin şahsi görüşü budur, Altı harfli.
Abdulaziz Bayındır: Mezhebin görüşü en az üç ayet olması lazım.
Rüstem Vasipov: Enes Alimoğlu söyledi, ben de tekrarlayayım, İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre kıraatte farz miktarı üç tane kısa ayettir. Yahut üç kısa ayet uzunluğunda olan uzun bir ayettir. Evet, kıraat konusunda bazı ayrıntılar şunlardır. Farzların ilk iki rekâtında kıraati tayin etmek vaciptir ve Hz. Ali’den nakledilen şöyle bir…
Abdulaziz Bayındır: Kıraati tayin etmek ne demek biliyor musunuz? Yani dört rekâtlık farz namazın dördünde de kıraat farz değil, ikisin de farzdır. Dört rekâtta iki rekâtta kıraat farzdır. O iki rekâtın ilk iki rekât olması vaciptir. İlk iki rekâtta değil de son iki rekâtta da kıraat yapsan farzı yerine gelir ama o vacip terkedilmiş olur. Kıraatin ilk iki rekâtta olması vacip bunlar nereden çıkardılar doğrusu ben onu bilmiyorum. Siz biliyor musunuz bir delil?
Enes Alimoğlu: Biz yaptık oldu.
Abdulaziz Bayındır: Biz yaptık oldu, ha o kadar.
Bir katılımcı: Hocam namaz da aslında iki rekat….anlayamadım…. sonradan farzlarda dört seferde iki olduğu …anlayamadım…. söyleniyor.
Fatih Orum: Zaten nafilelerde de dördünde de okumak gerekir diyor. Çünkü iki ikidir. Dört ……….anlayamadım…..
Abdulaziz Bayındır: Mikrofon kapalı olduğu zaman konuşmak caiz değil.
Rüstem Vasipov: Evet, bu bağlamda da delil olarak Hz Ali’den gelen bir nakil, ilk iki rekâtta Kuran okumak son iki rekâtı okumaktır, diye kıyaslanmış. İbni Mesud ve Hz. Ayşe’den de nakledilen bir rivayet, son iki rekâttaki kıraat kişiye serbest bırakılmıştır, dilerse okur, dilerse tesbih getirir görüşü… Evet… Dördüncü hususta da, Hanefilere göre namazda kıraat esnasında Fatiha ve diğer sureler ile birlikte besmelenin hükmü, Neml suresinde geçen besmele hariç Fatiha ve diğer sureler başında gelen besmeleler bunlardan bir ayet değildir, diyor. Deli Enes radiyallahu andan rivayet edilen bir hadis, Ben, diyor. Peygamberimizle, Ebubekir’le, Ömer’le ve Osman’la birlikte namaz kıldım, diyor. Onların hiç birinin kıraatte besmele okuduklarını duymadım, diyor. Fakat Hanefilerde şöyle bir kaide de var. Yalnız başına namaz kılan kişi her rekâtta gizli olarak Fatihayla birlikte besmeleyi okumalı.
Abdulaziz Bayındır: Okursa sünnet olur yani farz değil, evet.
Rüstem Vasipov: Fatiha sonunda âmin de gizli demelidir. Hatta imamla ilgili olarakta şunlar söylenir; İmam şu dört şeyi gizli yapar, diyorlar. Euzubillahimineşşeytanirracim gizli okunacak, besmele gizli okunacak, Fatiha’dan sonra âmin de gizli söylenecek ve tahmit yani semiallahu limen hamideh dedikten sonra içinden Rabbena ve lekel hamd demesi lazım.
Beşinci husus, imama uyan kimsenin Kuran okuması gerekmez denilmiş ve delilleri şunlar; “Kuran’dan okunduğu zaman onu dinleyin ve sükût edin ki rahmet olunasınız.” (Araf suresi,204)
Abdulaziz Bayındır: Biz geçen hafta okumuştuk o ayet sesli kıraatlerde delil olurda, sessiz kıraatlerde olmaz. Çünkü dinlemek, neyi dinliyorsunuz? İmamın sesi size gelmiyorsa neyi dinleyeceksiniz? Yani şimdi sesli kıraatler için aldıkları delil tamam ama sessizler için hemen o Araf’ın devamı ayeti de var. O zaman şeyde, neydi o ayetin şeyi (Araf suresi 205. ayet) “Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri” değil mi? Ne zaman diyor? “bil guduvvi vel âsâli” yani öğle ve akşam burada o manaya gelir. Çünkü sabah namazında guduv sabah manasına da gelir de, o açık okunduğu belli olduğu için, o zaman öğle ve ikindi namazlarında kendi kendine yüksek sesle olmamak şartıyla. Evet, ama
(Araf suresi 204. ayet) “Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû” “Kuran okunduğu zaman ona kulağınızı verin ve dinleyin.” E… imam sesli okuyacak ki dinleyelim. Şimdi sadece bu kısmı alıp, sessiz kıraat, imam sessiz okuduğu zaman da dinleyine delil almak bu doğru bir şey değil.
Enes Alimoğlu: âsâliyi akşam diye tercüme ettiniz de, “bil guduvvi vel âsâli” öğle ve ikindi………. Devamını anlayamadım 40.35
Abdulaziz Bayındır: Tabi tabi, ben akşam mı dedim? Ben ikindi niyetiyle akşam demişimdir. Aklımda ikindi vardı yani iyi ki söyledin yani. Akşam namazı yani o ikindi niyetiyle akşam kelimesi ….öğle ve ikindi tabi, akşam namazı değil yani, öğle ve ikindi namazı.
Rüstem Vasipov: Birde hadis, bir kimse imamın arkasında namaz kılarsa imamın okuyuşu onunda okuyuşu diye bir rivayet var.
Abdulaziz Bayındır: Hadis, bir kaynağını vermiş mi o hadisin? Kıraatil imam kıraatil neh 41.21 yazılışını bulamadım Bu tür hadisler genelde sadece Hanefi kaynaklarda geçer başka hiçbir yerde geçmez de onun için.
Yahya Şenol: Yani sesli namazlar için geçerli olacak bir hadis, akşam namazını veya sabahı okurken imam arkada….
Abdulaziz Bayındır: Tamam, ona kimse bir şey demez de onu sessizler içinde delil alıyorlar, sıkıntı orada.
Yahya Şenol: Tamam bu hadis gerçekten söylenmiş olabilir de, bağlamı önemli yani hangi namaz için?
Abdulaziz Bayındır: Tabi tabi, bağlamı önemli.
Fatih Orum: İbniMace’de varmış.
Abdulaziz Bayındır: Peki, metni nasıl?
Fatih Orum: Latincesini yazamadım
Abdulaziz Bayındır: Tamam o şimdi Yahya’nın söylediği gibi yani kimin imamı varsa imamın kıraati kendi kıraatidir. Evet…
Fatih Orum: O kadar.
Abdulaziz Bayındır: İşte imamın kıraati işte aynen bu ayetle birleştirdiğimiz zaman yüksek sesle okuduğunda olabilecek şeydir.
Bir katılımcı: Ne dediği anlaşılmıyor. 42.30 dk
Abdulaziz Bayındır: Kıraat yok ortada, evet. Tamam, devam et.
Rüstem Vasipov: Tamam hocam, benden bu kadar…
Abdulaziz Bayındır: Peki, teşekkür, şimdi ikinci sırada Şafii miydi?
Yahya Şenol: Şafii mezhebinde kıraat konusu, birazcık baştan alarak ben başlayayım. Şafiilerde iftitah tekbiri getirdikten sonra eller bağlanıyor ondan sonra istiftah duası… İftitah tekbiri getirdikten sonra Şafiiler, unutuldu belki biraz sonra tekrar Rüstem hoca söyler hani Hanefilerde Subhaneke okuyoruz biz Fatiha’dan önce Şafilerde de veccehtü şeklinde başlayan iki ayetten mülhem bir açılış duası okunur Fatiha’dan önce. Bu iki ayette numaralarını vereyim Enam suresinin 79. ayeti biri, onun girişi şöyle veccehtu vechiye lillezî fatares semâvâti vel arda hanîfen muslima ve mâ ene minel muşrikîn diye bu ayetten, yani Enam suresi 79. ayetinden oluşturulmuş ayetin esas metninde İnnî veccehtu vechiye diye başlıyor ve müslima ifadesi burada yok ama istiftah duası olarak şafilerde okunması tavsiye edilen dua veccehtü diye başlıyor ve müslima ifadesi var. Bir daha tekrar edeyim, Allahu ekber dedim eller bağlandı ve şöyle başlıyor. Veccehtu vechiye lillezî fatares semâvâti vel arda hanîfen muslima ve mâ ene minel muşrikîn devamında da Enam suresinin 162 ve 163. ayetlerinden yine oluşturulmuş bir dua var. O da şöyle inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîne, Lâ şerîke leh, ve bi zâlike umirtu ve ene minel muslimin. Ayetin orijinalinde de (Enam suresi 163 ayet)“ve ene evvelul muslimîn” yani “ben Müslümanların ilkiyim” ibaresi var bu hitap direk peygamber efendimize yönelik. Bunlar diyorlar ki: Hitap direk peygambere yönelik olduğu için (Enam suresi 163 ayet) “ve ene evvelul muslimîn” bizim namaz da söylemememiz gerekir. Çünkü bu ümmetin ilk Müslüman’ı odur. Biz oradaki evvel kelimesini atıyoruz “ve ene minel muslimin” “ben de Müslümanlardanım ben de Allah’a teslim olmuş olan kullardanım” şeklinde bir açılış duasıyla namaza giriş yapılıyor. Ve daha sonra bu da yeterli görülüyor ama bundan sonra Hz. Ali’den rivayet edilen uzunca bir dua var. Sadece baş tarafını okuyayım
Allahumme ente’l melik la ilahe illa ente subhaneke ve bi hamdik, ente rabbi ve en abdü.Zalemtu nefsi ve Fa’teraftü çok iyi duyamadım bu kelimeyi 45.32 diye devam ediyor. İşte Allah’ım melik kral sensin, senden başka ilah yok işte seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim, sana boyun eğerim, sen rabbimsin ben senin kulunum, ben kendime zulmettim işte günahlarımı sana itiraf ediyorum, benim günahlarımı bağışla Ya Rabbi. Diye Ta……45.52 anlayamadım bayağı uzun bir dua var bizim Subhanekeye göre fazla uzun. Bundan sonra Şafiiler Fatiha suresine geçiyorlar. Fatiha Şafii mezhebinde namazın rüknü kabul ediliyor. Yani namazın içindeki şartlardan biri ve Fatiha okumayanın da namazının olmayacağını söylüyorlar bunlar. Delilleri de Peygamber efendimizden nakledilen hadisler. Biraz önce temas edildi ben yine de bir aktarayım.
Birincisi İbn-i Ömer’den rivayet edilen bir hadis var. Burada hani kıraatsiz namazın olmayacağı belirleniyor. Fakat bunu destekleyen rivayetlerde Ubade ibn-i samit rivayeti var. Orada peygamber efendimiz şöyle buyurmuş: “La salate limen lem yekra fi bi Fatihatil kitab.” “Namazında kitabın Fatihasını kim okumazsa onun namazı olmaz.”
Diğer bir rivayette la tüczu salatin lem yeka fi bi fatihatül kitab Latince yazımımda eksiklik olabilir. İşte “Namazın Fatihasını okumayan kişinin namazı geçerli olmaz.” şeklinde. Bu hadislerden yola çıkarak bunlar namazda Fatiha okumanın namazın farzı olduğunu söylüyorlar ve terk edilmesi halinde de namaz tamamen geçersiz olur, bunlara göre. Detaylara inersek, Fatihaya başlarken Euzu çekmek bunlara göre sünnet kabul edilir fakat sesli okunan namazlarda ki sabah, akşam ve yatsı namazları bunlar işte Cuma ve bayram namazları da bunlara eklenebilir. Buralarda peki, Fatiha açıktan okunacak ya acaba Euzu da açıktan mı okunacak? Burada İmam Şafii’den, kişinin bu konuda serbest olduğuna dair bir rivayet var. Diyor ki: “Dilerse sesli olarak Euzu’ya başlar imam, dilerse de sessiz olarak okur, bu konuda muhayyerdir.” yani serbesttir kişi. Fakat Euzu dan sonra besmeleyi mutlaka kişi ister tek başına namaz kılsın, isterse imama olarak, önde sesli olarak okusun mutlaka besmeleyi okuyacak, açıktan okunan namazlarda da bu açıktan okunacak çünkü besmele Fatiha suresinin birinci ayeti olarak kabul ediliyor Şafi mezhebine göre.
Abdulaziz Bayındır: Onlar diğer surelerinde birinci ayeti sayıyor.
Yahya Şenol: Ama Fatiha’da olmazsa olmaz olan, besmelenin mutlaka okunması, cemaatle kılınan namazlarda da imamın bunu mutlaka sesli olarak okumasıdır. Bu diğer mezheplerde, en azından Hanefi mezhebinde olmayan bir şeydi.
Abdulaziz Bayındır: Yani bir de şu da var. Şimdi bir Şafi bölgesine giden insanlar şaşırabiliyorlar. Allahuekber dediği zaman imam, Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdulilahi Rabbil Âlemin okuyor. Arkasından diyelim ki, İhlâs suresini zammı sure olarak okuyacak. Orada da gene Bismillahirrahmanirrahim, Kulhuvuallahu ehad, şimdi bizim bölgelerimizde alışkın olmadığı için insanlar orada şaşırabiliyorlar. Yani bu Hanefiler açısından da namaz bir manisi yok çünkü Bismillahirrahmanirrahim Neml suresinin bir ayetidir (30 ayeti). Ama şeyde şafi mezhebinde bunu, o ilgili surenin bir ayeti olduğu için onunla birlikte okumak gerekir yani uzun surelerde ortadan bir yerden okuyorsan zaten gerek yok.
Yahya Şenol: Buna dair bir…
Bir katılımcı:……49.36 bu kısmı anlayamadım.şeyle Fatihayla, zammı sure
Yahya Şenol: zammı sure arasında arkadakilerde okusun diye.
Abdulaziz Bayındır: Fatiha’yı okuduktan sonra imam biraz bekler, beklemesinin sebebi cemaatten her ferdin teker teker Fatiha okuması farz sayılır. Onların okumasını bekler orada.
Yahya Şenol: Daha sonra bu besmeleden sonra Fatiha’ya geçilir ve Fatiha suresinde biraz önce hocam ifade etmişti. Çok zor kurallar var Şafii mezhebinde. Şöyle deniyor, Fatiha’yı mutlaka kurallarına göre okumak zorundasınız. Eğer diyor, harflerinden bir tanesi bile eksik kalırsa ve ya yanlış telaffuz edilirse bu kişinin Fatihası olmaz, Fatihası olmadığı için de namazı olmaz. Ne gibi? Mesela; buna en önemli şeyde bu Fatiha suresinde ki şeddeleri örnek veriyorlar. Biliyorsunuz şedde bir harfin çift olarak okunması ve bunu hani belki şöyle bir göstereyim. Şöyle bir liste halinde sıralamışlar, bakın Fatiha suresinde yer alan şeddeler. Tek tek belki görürsünüz. Fatiha suresinde kaç tane şedde var ve diyor ki buralarda mutlaka kişi dikkatli olacak. İşte başlarken Bismillah, bakın lamın üzerinde, l harfinin üzerinde şedde var. Çift okunur, Bismillah Devam ediyoruz, Bismillahirrahmanirrahim
Abdulaziz Bayındır: Bismilahirahman…
Yahya Şenol: dediği an namaz geçersiz. Buralara çok dikkat edecek. Bunun haricinde, teleffuzda da ki hocam söyledi. (Fatiha suresi 7. ayet)“gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn” i oradaki dat harfi gerçi bizim hani Türk halkı için telaffuzu gerçekten zor bir kelime. Eğer diyor bunu yanlışlıkla za (yazılışı böyle mi olmalı emin değilim 51.33) şeklinde okursa ve laz zallin şeklinde, mana değiştiği için burada Fatiha’da bir eksiklik olmuş olur. Dolayısıyla namaz da olmaz. Mutlaka orada ki dat harfini orijinaliyle telaffuz etmesi lazım kişinin. Çünkü ve laz zalin olursa mana devam edenler şeklinde oluyormuş ve ya işte o gölge ile zallin gölge ile de şey yapılabiliyor mu? Gölgelenenler mi olur, gölge verenler mi? Nasıl olur tam manası?
Enes Alimoğlu: Gölgelenenler.
Yahya Şenol: Gölgelenenlerden bizi kılma gibi yanlış bir mana çıkar o yüzden diyorlar ki buralarda çok dikkatli olmak lazım aksi takdirde namaz olmaz.
Abdulaziz Bayındır: Ama şimdi Şafilerden bu ve laz zallin telaffuzunu kabul edenler de var. Bu tam ittifakla şey değil.
Yahya Şenol: Yok yani, mezhebe esas olan görüş o
Abdulaziz Bayındır: Tabi esas olan görüş bu.
Yahya Şenol: Mezhebe esas olan görüş o. Onun haricinde manaya etki edecek bir hareke yanlışı da yapılmaması gerekiyor. Ne gibi? İşte (Fatiha suresi 7. ayet) “Sırâtallezîne en’amte aleyhim” de bu yine Arapça dil kaidesi ile alakalı en’amte Cenabı Hakka işte “senin nimet verdiğin kişiler” şeklinde hitap edilirken oradaki en’amte müzekker bir mazi fiil eğer bunu kişi en’amti şeklinde müennes olarak telaffuz ederse bunun da namazı batıl olur. Bunlar hepsi tabi şeyle alakalı yani Arap diliyle alakalı, buna kaç kişi dikkat edebilir buna bilemiyorum ama. Şafii mezhebinde olmazsa olmaz olanlar bunlar. Sadece diyor ki; manayı değiştirmeyecek bir hareke hatası yapılırsa onun bu hatası makul karşılanabilir.
Bunun haricinde Fatiha’nın mutlaka orijinal şekliyle Arapça olarak okunması lazım. Başka bir dilde telaffuzu Fatiha olarak adlandırılamayacağı için böyle bir okuyuş ta olmaz. Peki, bilmeyen kişi ne yapacak? Fatiha’yı hiç bilmiyorsa diyor, eğer Kuran’ı Kerim’den başka ayetleri biliyorsa yedi ayetlik bir kıraatte bulunacak, Fatiha’ya denk olması için. Eğer onu da bilmiyorsa ona denk gelecek şekilde zikir ve tesbih, işte Allahuekber, Subhanallah, La ilahe illallah diyecek yedi ayete denk gelecek şekilde. Ama bunları da başka bir dilde söyleyemez Şafii mezhebine göre.
Bunun haricinde diyorlar ki Fatiha’yı orijinal şekliyle yani (Fatiha suresi 1. ayet) Bismillahirrahmanirrahim, (Fatiha suresi 2. ayet) El hamdu lillâhi rabbil âlemîn, (Fatiha suresi 3. ayet) “Er rahmânir rahîm” şeklinde sıralamasına riayet ederek okumak, tertibe riayet ederek okumak. Ayetlerden birini daha öne almak, daha geciktirmek olduğu yerden bu da caiz görülmüyor. Bunun haricinde ayetleri peş peşe okumak ara vermemekte önemli şafi mezhebinde. Araya fasıla girmeyecek yani başka bir ayet sokuşturmayacaksınız. Eğer (Fatiha suresi 3. ayet) “Er rahmânir rahîm” (Fatiha suresi 4. ayet) “Mâliki yevmid dîn” dediniz sonra işte, (Bakara suresi 1. ayet) Elif, lam, mim dediniz kıraat kesilmiş olacağı için namaz tehlikeye girer, Fatiha’yı tekrar baştan alınması lazım. Namazı bozmaz ama Fatihanın tekrar baştan alınması lazım.
Fatiha’nın gücü yetenler için mutlaka ayakta okunması gerekiyor yani kıyamda okunacak bu ama ayakta kılmaya gücü yetemiyorsa kişinin oturarak ve ya yatarak okuması caiz kabul ediliyor ama sadece zaruret halinde uyuluyor buna. Nafile namazlar için yani namaz adı verilen her namaz için Fatiha şart. Ve namazın, nafile namazda dört rekât, on rekât, yirmi rekât kaç rekât olursa olsun her rekâtında mutlaka farz. Kıyamla da bunu irtibatlandırdıkları için kıyam olan her namaz diyor otomatikman Fatihalı olmak zorunda. Cenazede de tabi bunlarda namaz kabul edildiği için Fatiha olmazsa olmaz.
Fatihayı bitirdikten sonra âmin demekte bunlarda sünnet kabul ediliyor ve yüksek sesle söylenmesi tavsiye ediliyor ama terki halinde namaza olumsuz bir tesiri yok. Fatiha’dan sonra zammı sure okumakta şafilere göre sünnettir. Çünkü kıraat, namazda farz olan kıraat Fatiha’yla tahakkuk ediyor. Fatiha’dan sonra kıraat yaparsanız sünnet olur yapmazsanızda namazınızda herhangi bir eksiklik olmaz fakat cemaatle kılınan namazlarda, şafi mezhebinde iki farklı görüş var, imam okurken, mesela; sabah namazının iki rekâtında da imam Fatiha’yı açıktan okuyor. Cemaat ne yapacak? İmam Şafii’nin eski görüşüne göre cemaat susup imamı dinler fakat daha sonra İmam Şafi bu görüşünü değiştirmiş ve mezhebe esas olan görüş; imam okurken cemaatte arkadan kendi içinde okumaya devam edecek, imamı dinlemeyecek orada. Niye? Çünkü Fatiha’yı okumayanın namazı olmaz diyor ya . İmam kendisi okudu onun namazı olur, sen de kendin okuyacaksın senin namazın olabilmesi için okumazsan namazın olmaz diyorlar. Tek istisnası mesbûk yani namaza sonradan dâhil olan kişi, bu, Fatiha’yı okumazsa bunun namazı olur diyorlar. Burada bir istisna görüyorlar, onun haricinde herkes Fatiha’yı okumak zorunda Şafiilere göre.
Abdulaziz Bayındır: Bu şey arada durmalı, diyen görüş var mı? İmam arada dursun…
Yahya Şenol: Fatiha’dan sonra mı?
Abdulaziz Bayındır: İmam Fatiha’yı okusun dursun.
Yahya Şenol: Ha zammı sureye geçmeden önce, ona ben bu kitapta rastlayamadım.
Abdulaziz Bayındır: Uygulamada öyle de.
Yahya Şenol: Bilmiyorum. İmam dursun sonra okusun falan onu göremedim.
Hoca: Ne dediğini anlamadım. 54.39
Yahya Şenol: Hanbelîler de mi var?
Abdulaziz Bayındır: Neyse sen onu Hanbelîleri anlatırken şey yaparız, devam et. Evet, sıra Hanbelîlerde…
Abdurrahman Yazıcı: Hanbelî mezhebinde namaza Subhaneke duasıyla başlanır. Subhaneke duasını okumak sünnet. Biraz önce Yahya hocanın da okuduğu, naklettiği çeşitli rivayetlerde peygamberimizden nakledilen diğer farklı dualar, ayetlerden alınan işte Şafilerin okuduğu…
Abdulaziz Bayındır: Veccehtu…
Abdurrahman Yazıcı: Bir tane daha var. Onları da okumak onlara caiz,
Abdulaziz Bayındır: O hangisi?
Abdurrahman Yazıcı: Ben onu da buldum. Başka bir yerde vardı, nakledilmiş.
Abdulaziz Bayındır: Neyse yani ayette geçen dua değil. Tamam, şimdi Yahya bir dua okudu, belki o duadır.
Abdurrahman Yazıcı: Onu arada söyleyebilirim o duayı da.
Abdulaziz Bayındır: Tamam…
Abdurrahman Yazıcı: Yani bu duaların okunması caiz ama bu tabi sünnet Subhaneke duasını okumak. Yine istiaze sünnet.
Abdulaziz Bayındır: Yani Euzubillahihimineşşeytanirracim demek.
Abdurrahman Yazıcı: Evet, bunun yerine Euzubillahi semiul alim de denebilir. Çünkü ayeti kerime de Araf suresinde (200. ayet) “festeiz billâhi, innehu semîun alîm.” Diye geçiyor diye delil getiriliyordu.
Abdulaziz Bayındır: Euzubillahi semiul alim…
Abdurrahman Yazıcı: Yani buna benzer aynı şekilde olabilir diyorlar. Yine Fatiha okumak rükun yani namazda olmazsa olmazlardan. Yani farz anlamında vacip diyorlar buna.
Abdulaziz Bayındır: Orada onların vacipleri Hanefilerin vacipi değil ama.
Abdurrahman Yazıcı: Evet, farz anlamında…
Abdulaziz Bayındır: Farz manasında
Abdurrahman Yazıcı: Yine Ahmedi Bin Hanbel’den nakledilen meşhur görüşün bu yönde olduğuna ilişkin şey var. Tabi meşhur olmayan bir görüşte var Ahmet Bin Hanbel’den.
Abdulaziz Bayındır: Devamlı üç tane görüş olur yani. Birisi Ebu Hanefi’ye, birisi İmam Şafi’ye, birisi de İmam Malik’e uyar.
Abdurrahman Yazıcı: Yani bu Fatiha okumak farz değildir, Kuran’dan herhangi bir yer okunursa o da yeterlidir şeklinde Ahmet Bin Hanbel’den başka bir rivayet var. Ancak bu mezhepte kabul edilen genel görüş değil. Ona göre Kuran’ı Kerim’den başka bir ayetin okunması yeterli, Ahmet Bin Hanbel’iden nakledilen rivayete göre. Hatta ibare Ebu Hanife’nin görüşü de böyledir diye geçiyor yani.
Abdulaziz Bayındır: Taveriydi galiba Hanbelî’yi ayrı bir mezhep saymadığı için…
Abdurrahman Yazıcı: Taberi…
Abdulaziz Bayındır: Taberi miydi? Hanbelî’yi ayrı bir mezhep saymadığı için öldüğü zaman cenazesini gece defnetmek zorunda kalmışlar. Millet evini sarmış, cenazesinin defnine bile müsaade etmiyorlar.
Abdurrahman Yazıcı: Genelde bu delil alınan Kuran’ı Kerim’den okumaya delil alınan ayette aynı şekilde (Müzemmil suresi 20. ayet)“fakreû mâ teyessere minel kur’ân” “Kurandan kolayınıza geleni okuyun.” Diğer dediğiniz gibi hocam başka ayetler bu konuda delil alınmıyor. Yine Fatiha’dan önce besmele okunabilir, diyorlar ancak yine besmele Fatiha’dan değildir.
Abdulaziz Bayındır: Besmele Fatiha’dan değildir.
Abdurrahman Yazıcı: O ayrı yani besmele, hatta Ahmet Bin Hanbel’den nakledilen görüş, yani besmele Fatiha’nın başında da yoktur, diğer surelerin başında da yoktur.
Abdulaziz Bayındır: Hanefi mezhebinde de öyle yani şimdi burada benim dikkatimi çeken şudur; Mekke ve Medine’de bu namazlar öteden beri kılınıyor. Namaz öyle bir ibadet ki her Müslüman günde beş kere kılıyor, üstelik toplu halde camilerde kılınıyor. Bu sebeple eğer Fatiha’dan sonra bismillah çekilecekse oralarda çekilirdi. Fatiha’dan önce besmele çekilecekse orada çekilirdi. Diğer surelerin başında besmele çekilecekse orada çekilirdi. Oralarda bunun olmaması işte Hanefi mezhebinin de bunu önemsememiş olması, Şafilerin birde hadise yaklaşımındaki mantık farkı. Onlar hadisi de Kuran gibi Cenabı Hak tarafından Resulallaha vahiy sayıyorlar. Öyle bir hadis buldular mı tamam diyorlar. Yani olayın sosyolojik tarafını, namazın herkes tarafından kılınan bir ibadet oluş tarafını düşünmüyorlar. Şafilerde öyle bir durum var.
Rüstem Vasipov: Bir de İbranice okuyorlardı ya sonra Arapça Kuran indi orada biraz değişiklik olur muydu namazda acaba? Yani okuma açısından.
Abdulaziz Bayındır: Şimdi yok yani şimdi Müslümanlar zaten Kuran’ı Kerim okuyorlar da…
Rüstem Vasipov: Yani biliniyordu ya namaz ………
Abdulaziz Bayındır: Tabi ki biliniyordu…
Rüstem Vasipov: Orada İbranice… Onlar İbranice kılıyorlardı ama Arapça olunca biraz lafız, şeyler değişti
Abdulaziz Bayındır: Onla bir alakasını doğrusu ben kuramadım yani… Tam da anlayamadım ne dediğini.
Rüstem Vasipov: Yani olabilir mi? diye sordum da.
Abdulaziz Bayındır: Bilemiyorum, evet. Sen misin söyleyen, araştır bu meseleyi.
Abdurrahman Yazıcı: Ancak okunursa da bu sesli olmaması gerekir. Çünkü Peygamberimizden nakledilen rivayetlerde bunun sesli okumadığı besmeleyi diye, ama vacip değil. Yine mezhepteki kabul edilen görüş; iki rekâtta Fatiha okumak farz, mezhepte genel görüş her rekâtta okumak farz, pardon onu şey yaptım. Ahmet Bin Hanbelî’den nakledilen görüş ise ilk iki rekâtta okumak farz Fatiha’yı. Son iki rekâtta okunması yani farz değil. Biraz önceki belirtilen görüş.
Abdulaziz Bayındır: Ebu Hanife’nin görüşü, evet. Gerçi Ebu Hanife farz demiyor, vacip diyor.
Abdurrahman Yazıcı: Ama burada şey diyor hocam, burada rivayette naklediyorlar Peygamber efendimizden bununla ilgili, müttefekun aleyh olan bir rivayetti. Yine Hz. Ali’den de bir rivayet var; “İki rekâtta oku, ikisinde de tesbih et.” Şeklinde.
Abdulaziz Bayındır: Evet, Hanefilerde o rivayeti almışlardı. Onun kaynağı ne? Belli mi?
Abdurrahman Yazıcı: Onu da bulabilirim ama şeyi buldum Subhaneke yerine okunacak duayı, Peygamber efendimiz tekbir alıyor, susuyor, orada bir dua okuyor. Diyorlar hangi duayı, ne okudunuz? O da, Peygamber efendimiz diyor ki: “Allahümme bâid beynî ve beyne hatâyâye kemâ bâadte beyne’l-meşrıki ve’l-mağribi.”
Abdulaziz Bayındır: “Ya Rabbi! Benimle hatalarımın arasını doğu ile batı gibi birbirinden ayır, uzaklaştır” yani.
Abdurrahman Yazıcı: “Allahumme nakkinî min hatâyâye kemâ yünekkâ’s-sevbu’l-ebyadu mine’d-denesi.”
Abdulaziz Bayındır: “Ya Rabbi! Beni hatalarımdan arındır, beyaz elbisenin kirden arındırılması gibi.”
Abdurrahman Yazıcı: “Allahumme’ğsilnî min hatâyâye bilmâi vesselci velberad” Bunu internette bu şekilde buldum Abdullah beyin söylediğine biraz uymuyor gibi
Abdulaziz Bayındır: Ha sen az önce bulamadım dediğin dua bu.
Abdurrahman Yazıcı: Bu da Buhari Müslüm’de var.
Abdulaziz Bayındır: Bi daha oku. Allahumme…
Abdurrahman Yazıcı: “Allahumme’ğsilnî min hatâyâye bilmâi vesselci velberad” Söyleneni tam algılayamadım, Bunu internette bu şekilde buldum Abdullah beyin söylediğine biraz uymuyor gibi.
Abdulaziz Bayındır: Ya Rabbi diyor. “Benim hatalarımı yıka karla, suyla ve buzla.” Berad, buz manasında değil mi? Dolu!
Abdurrahman Yazıcı: Yani fakat mezhepte kabul edilen yine Subhanake duası. Diğer rivayetlerde okunursa da, onlarda caizdir, deniyor çünkü sahihtir şeklinde.
Yine bir kişinin Arapçayı okumayı biliyorsa daha doğrusu gücü ve kudreti varsa duaları okumaya Fatiha’yı Kuran’dan, bu şekilde okuması gerekir.
Abdulaziz Bayındır: Arapça okuması gerekir.
Abdurrahman Yazıcı: Evet, gücü, kuvveti yettiği halde okumuyorsa namazı olmaz.
Abdulaziz Bayındır: Şimdi burada dikkat ederseniz hiç olayın zikir tarafına temas eden yok. Yani zikir ile ilgili ayetlerden bahseden de yok.
Abdurrahman Yazıcı: Fakat güç yetiremiyor ve ya vaktin çıkmasından korkuyor ve ya bir şekilde özrü varsa bir ayeti okur, yedi kere tekrarlar tabi Fatiha’dan, yani diğerleri de olmuş, Fatiha’dan olması gerekmez, başka bildiği şeyleri de okuyabilir buna göre. Namazda (Fatiha suresi 7. ayet)“ve lâd dâllîn” den sonra ara verilerek âmin denmesi sünnet, bu imam için hem de uyanlar için, cemaat için, seslenilmesi de. Bu konuda bir de rivayet de naklediyorlar hocam. Şeyde bu da Buhari Müslümde geçen rivayet âmin denilmesi ile ilgili.
Abdulaziz Bayındır: Neyle ilgili?
Abdurrahman Yazıcı: Âmin denilmesi ile ilgili.
Abdulaziz Bayındır: Ha âmin, evet… Yani yüksek sesle âmin denilmesi…
Abdurrahman Yazıcı: Yüksek sesle rivayette yok ama âmin diyin şeklinde peygamber efendimizden öyle bir rivayet naklediyorlar. Temel olarak söyleyeceklerim bunlar şimdilik.
Muhammed Hoca: Maliki mezhebinde İmam Malik’in kendisi Mudevvene’de geçiyor.
Abdulaziz Bayındır: El- Müdevvenetü’l-Kübra li’l-İmam Malik’in görüşlerini yansıtan kitaptır.
Muhammed Hoca: Kendi görüşlerini içeren kitap, Fatiha suresi, tekbirden hemen sonra Fatiha okumak esastır yani farzdır. Asıl olan bu, eğer okuyamıyorsa, güzel okuyamıyorsa namazda zikir esas olduğu için namazda kıraatin yerine herhangi bir zikir ifade eden kelimeler söyleyebilir, deniyor.
Abdulaziz Bayındır: Zikir esastır ifadesi var mı?
Muhammed Hoca: Yani Kıraat yerinde Allah’ı zikretmesi yeterlidir, diyor.
Abdulaziz Bayındır: Ha o, onun yerine geçer. O başka hadislerden dolayı herhalde, Resulallah sallallahu aleyhi ve selleme soru soruyorlar. Ben kıraati …….1.08.20 anlayamadım
Muhammed Hoca: Sizin üzerinde durduğunuz şeklinde zikir üzerinde durmuyor. Öyle bir şey yok.
Abdulaziz Bayındır: Orada da yok yani, evet…
Muhammed Hoca: Ayakta, kıyamda okunması gerekir. Gücü yetmezse oturarak ya da yatarak da okunması caiz. Bir de diğer mezheplere benzemeyen bir görüş; kıyam, kıraat içindir, eğer kıraat yoksa kıyamda yok, diyor. Kıyam düşer, diyor.
Abdulaziz Bayındır: Nasıl kıraat yoksa kıyam düşer?
Muhammed Hoca: Yani kıraat Arapça söyleneni yazamadım
Abdulaziz Bayındır: Eğer düzgün Kuran okuyamıyorsa ayakta durmasına gerek yok, diyor.
Muhammed Hoca: okuyamıyorsa, ayakta durmasının gereği yoktur, diyor.
Abdulaziz Bayındır: Eee.. Kıyam bunun delili ne olabilir?
Muhammed Hoca: Bunu kıyamda okuruz inşallah.
Abdulaziz Bayındır: Peki, delilli bir şeye, (Nisa suresi 103. ayet) “fezkurûllâhe” bak şimdi ilgili ayetleri devre dışı bırakınca, ne durumlar ortaya çıkıyor, görüyor musunuz? Benim burada size, namazla ilgili okuduğum ayetlerin tefsirlerine bakarsanız, nasıl devre dışı bırakıldığını da net bir şekilde görürsünüz oralarda. Yani hakikaten anlamsız hale gelmiştir.
(Nisa suresi 103. ayet) “Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum” ayeti namaz kılarken olması gerekirken namazı bitirdikten sonra ayakta, yan yatarken ya da işte oturduğunuz yerde Allah’ı zikredin, diyor. Peki, güzel, güzel de bunun bir yansıması var mı? Herhangi bir yerde, Resulallah’ın böyle bir şey yaptığı var mı? Yok. Yani ne olacak yani böyle bir emir verilmiş ama o emirle alakalı hiçbir şey kitaplara koymamışsınız. O zaman Cenabı hak burada boşuna mı buyurdu?
Muhammed Hoca: Mudevvene genelde soru cevap şeklinde olduğu için soruyu soran ne şekilde sordu ise İmam Malik’te o şekilde cevap vermiş.
Abdulaziz Bayındır: İmam Malik’in talebesi Sahan’ın net anlayamadım 1.10.30 dk tarafından kaleme alınmıştır El- Mudevvene.
Muhammed Hoca: O yüzden delillere fazla şey yapmıyor yani İmam Malik dedimi. İmam Malik şöyle dedi, mezhebin geneli bu yani İmam Malik şöyle dedi. Kale Malik Namazda kıraat dilinin hareket etmesiyle, okunması gerekir, zihninde okunması yetmez, diyor. Bunu da şu nedenle söylüyor. Bunun döneminde Kuran’ı Kerim’i akşam namazı ile yatsı arasında hatim yapan varmış. 30 cüzü, hepsini bitiriyor. Bunun diliyle hareket etmesi, okunması…
Abdulaziz Bayındır: Onun bluetooth la yapıyordur. Böyle…
Muhammed Hoca: Zihninde okuduğu için İmam Malik diyor ki: Bu şekilde namazlı kıraat caiz değildir, demek istiyor. Yani yavaş yavaş, detaya inmiyor ama Şafii’yle hemen hemen aynıdır.
Abdulaziz Bayındır: Hâlbuki, ayette şey yapacak olsa ya, yani şeyde o Araf suresinin son iki ayeti ile irtibatlandırsa hiçbir problem kalmayacak.
Muhammed Hoca: Şöyle bir düşünürsün bitiyor yani bu şekilde.
Abdulaziz Bayındır: Sayfaları zihninden geçiriyor.
Muhammed Hoca: Evet zihninden geçirmekle, bu şekilde okunması caiz değil demek istiyor. Maliki mezhebinde ki görüş kıraatle ilgili özet olarak bu kadar.
Abdulaziz Bayındır: Evet yani orada da şey yok, zikir kelimesi yok.
Muhammed Hoca: Zikir kelimesi varda, başka mana da.
Abdulaziz Bayındır: Yok, bu manada yok yani. Zahirileri dinliyoruz. Ama bugün Şia yok ya o şeyler, Kadri bey’le irtibat kuracaktık, unuttuk. O internet üzerinden şey yapacaktı. Neyse onu inşallah bundan sonraki derslerde yaparız. Evet, buyur.
Enes Alimoğlu: Bismillahirrahmanirrahim, ben bu yeni mezhebe alışamadığım için Euzu ile başlamışım. Subhaneke yerindeki zikirler nasıl olur, onun hükmü nedir o konuda….. eksik biraz.
Abdulaziz Bayındır: Olsun eksikler yeter. Yavaş yavaş alışırsın. Mezhep değiştirmek kolay değil.
Enes Alimoğlu: Euzu’dan itibaren söyleyeceğim. Zahiri mezhebinde namaz kılan herkesin, kadın olsun erkek olsun…
Abdulaziz Bayındır: İstersen bak Zahiri mezhebi hakkında kısa bir bilgi verelim. Bunlar nasların zahirine yani ondan ilk anlaşıldığı manaya göre hareket ettiğini söyleyen mezheptir bu. İşte onun usulünü anlatan İbn-i Hazm , Ahmed bin Hazm var ki herhalde onun kitabından okuyorsun değil mi? El- Muhalla’dan, onun bir usul kitabı var. O usul kitabında sünneti Kuran’ın önüne geçiriyor. Onun için Zahiri mezhebinde İbn-i Hazm’ın, el- Muhalla’sında hadisler ciddi mana da ağırlıklıdır, arada sırada ayet geçer. Ayetle hadis arasında irtibatı kuramadığı için hadisleri de doğru anlayamaz. O boşluklar sık sık oluşur. O boşlukları da kapatmak için ve ma kane Rabbüke nesiya der. Topu taca atar. Allah unutmuş değildir, bunu da böyle kabul edin der. Ondan sonra cevapsız kalan bir takım gerçekten anormal şeyler ortaya çıkar. Yani Kuran’sız sünnet gerçekten anlaşılmaz. Burada zaten defalarca şey yapıyoruz. Ondan sonra da yine topu taca atar. Der ki: Allah yaptığından sorumlu tutulamaz, sorumlu tutulacak onlardır. Yav kardeşim, bunları Allah yapmadı ki, sen Allah’ın kitabı ile resulallahın sünnetini birbirinden ayırırsan işin içinden çıkman imkânsızdır. İşte böyle olursun, işte Zahiri mezhebi böyle bir mezhep, buyurun.
Enes Alimoğlu: Euzubillahihimineşşeytanirracim, bunu okumak farzdır. Her namaz kılanın, kadın, erkek, cemaat içersinde olan veya imam olsun, her kimsenin her rekâtta, namazın her rekâtında Euzubillahihimineşşeytanirracim demesi farzdır. Delili de Nahl suresi 98. ayet “Fe izâ kare’tel kur’âne festeız billâhi mineş şeytânir racîm” “Kuran okuyacağın zaman şeytanın şerrinden Allaha sığın” bu ayeti delil alıyor. Bu ayetin delaletiyle her rekâtta, her namaz kılanın Euzubillahihimineşşeytanirracim demesi farzdır. Eğer Euzubillahihimineşşeytanirracimi veya ondan herhangi bir kelimeyi unutarak namaza başlamışsa kıraate başlamışsa rükuya gidene kadar hatırlarsa geri dönüp Euzu çeker ve kıraate yeniden başlar, bu kadar önemli yani.
Ondan sonra besmeleye geçeceğiz. Besmele konusunda farklı görüş var. Yani Kuran’ı Kerim’de arkadaşların dediği gibi Bismillahirrahmanirrahim Fatiha suresinde bir ayet midir, değil midir? Bu konuda iki türlü görüş var. Birincisi, mesela; ….. anlayamadım 01.15.51 Abullah İbn-i Kesir gibi kâriler, besmele Fatiha’nın bir ayetidir, demiş. Buna göre Kuran okuyanların besmele çekmesi farzdır. Eğer besmele Fatiha’nın bir ayeti değildir diyen kârilerin kıraatine göre Kuran okuyan, mesela; İbn-i Amr, Ebu Amr ve Yakup gibi kâriler, besmele Fatiha’nın bir ayeti değildir, demiş. Buna göre okuyanlara besmele çekmesi farz değildir.
Abdulaziz Bayındır: Şimdi mesela bak kendi kendiyle çelişti hemen şey, İbni Hazm bu kıraat imamlarının hiç birisi sahabeden ya da tabiinden değildir ve bunların en genci hatırladığım kadarıyla resulallahtan 125 sene sonra vefat mı etti, doğdu mu yani bayağı bir, epeyce bir sonradır yani. Bunlar delil sıralamasında kendisine dikkat edilecek durumda değillerdir. Yani ona bakıp ta besmele çekmek farzdır, değildir demek, doğru bir yaklaşım değil. Bir de az önce unuttum zahiri mezhebinin asıl öne çıkaran kıyası kabul etmemesidir. Tabi kıyası kabul etmemesi, usulü fıkıhtaki kıyas açısından doğrudur ama bu defa işi aklı kullanmayı kabul etmeme noktasına kadar uzattığı zaman çok ciddi sıkıntılar oluyor. Çünkü iki türlü kıyas var. Birisi mantıki kıyastır, onu kabul etmemek söz konusu olamaz. Yani siz iki olay arasında ilişki kurar birinden diğerine intikal edersiniz. Bir de fıkhi kıyastır, fıkhi kıyas konusunda zaten şey Fatih doktora yaptı. Fıkıhtaki kıyasta, kabul edilebilecek bir delil değildir çünkü o da tekilden tekile gider. Yani mesela, şeyde diyelim ki; İbrahim insandır, kamerayı kullanır, bizim köydeki çobanda insandır o da kamera kullanır, demek gibi bir şey yani. Böyle tekilden tekile geçtiğiniz zaman burada çok ciddi problem doğuyor. Yani bazı haklı tarafları var ama işi biraz aşırıya götürdüğü için de sıkıntı kaynağı oluyor, kendi sistemi ile çelişiyor.
Enes Alimoğlu: Euzu besmele meselesi bu şekilde, ondan sonra Fatiha’ya gelelim, Fatiha okumak her rekâtta, her namaz kılanın okuması farzdır. Çünkü Peygamber efendimiz demiş; “Kuran’ın anası olan Fatiha suresini okumayanın namazı namaz değildir” demiş. Bu hadise dayanarak diyorlar ki; imam olsun, imama uyan olsun, kadın olsun, erkek olsun her rekâtta her namaz kılanın okuması gerekir, farzdır, bunu söylüyor. İmama uyanında Fatiha’yı arkasında okuması farzdır. Çünkü peygamber efendimiz demiş. Bir kere demiş; Galiba siz benim arkamda bir şey okuyorsunuz demiş. Evet, demiş. Peygamber efendimiz demiş; “Kitabın anası olan Fatiha’yı okuyun başkasını okumayın, yapmayın böyle.” demiş. Ondan sonra demiş ki; “Çünkü onsuz namaz olmaz.” demiş. Bu delile göre imama uyanda arkasında mutlaka Fatiha’yı okuması gerekiyor. Eğer imam rükûdayken yetişmişse biri, o gelir namaza başlar, Fatiha’yı kılar (okur) ondan sonra rükûya gider yoksa olmaz, diyor. Çünkü bir hadis var “Ben sizden önce bir şey yapmışsam rükû ederken, başımı kaldırdığımda siz onun telafisini yaparsınız çünkü ben biraz şişmanladım.” yani “Ben rükû ya giderken bana yetişemediğiniz bir şey varsa ben başımı kaldırdığımda siz ona devam edin.” demiş. Ebu Davut’ta da geçiyor bu hadis. Onun için hadis bir bütün halinde şöyle “rükû ve secdeye benden önce gitmeyin” yani ondan önce yapacağınız şeyleri yapın. “Fatiha farzdır, Fatiha’yı tamamlamadan ben rükû ya gitsem bile siz ayakta Fatiha’yı tamamlayın” bu şekilde. Zor bir ibare “Ben rükû yaparken sizden önce bir şey yapmışsam ben başımı kaldırdığımda siz onu tamamlarsınız.”
Abdulaziz Bayındır: Yani işinizi bitirmeden benim arkamdan gelmeyin. Benden önce bu işi yapmayın ama ben rükûya gitmişim benden önce kalkmayın rükûdan ama ben kalktıktan sonra siz işinizi tamamlayıp kalkarsınız, diyor. Yani Allahuekber dedim, kıraatte bulundum, rükûya vardım. Siz kıraati tamamlamadınız bekleyin, tamamlayın ondan sonra rükûya varın. Ama siz kıraati tamamladınız ben tamamlamadım, benden önce rükûya varırsanız olmaz.
Enes Alimoğlu: Öyle diyor, evet. Ondan sonra farklı, başka mezheplerde olmayan bir şey var. Mesela; rükû ya yetişen, o rekâta yetişmiş sayılır ama bunlarda öyle değil. Diyor ki; İmam rükudayken, rükuya yetişmişse bu olmaz. Bazıları diyor ki: “Kim rükuya yetişmişse namaza yetişmiş sayılır” hadisini delil alarak böyle diyenler var. Hâlbuki burada hadisi anlayamamışlar. ……Hadisin Latincesini yazamadım 1.22.01 dk diye bir şey yok. Onun için kıyam, kıraat farzdır. Rükuya yetişen onu rekât saymaz sonra o rekâtın yeniden kazasını yapar, diyor, bu da farklılardan bir tanesi.
Ondan sonra Fatiha’yı ezberleyemeyen ve ya Fatiha’yı öğrenemeyenler ne yapacak? Diyor ki: Kuran’ı Kerim’in başka yerlerinden kolayına geleni okuyacak çünkü ayet var, (müzzemmil suresi 20 ayet) “fakreû mâ teyessere minel kur’ân” ayet var. Bu ayette buna göre olmuştur, diyor.
Abdulaziz Bayındır: Bağlantıyı hiç düşünmüyorlar yani.
Enes Alimoğlu: Yo düşünmez.
Abdulaziz Bayındır: (Nisa suresi 103. ayet) “fezkurûllâhe” telaffuzu doğru mu anladım emin değilim 1.22 49 onlarda da yok değil mi?
Enes Alimoğlu: Yok yok(Nisa suresi 103. ayet) “fezkurûllâhe” telaffuzu doğru mu anladım emin değilim onlarda da yok. Ama en kısa zamanda Fatiha’yı ezberlemesi ve öğrenmesi gerekiyor. Öğreninceye kadar Kuran’ı Kerim’den kendisine kolayına geleni okuyacak. Ondan sonra başka bir mesele var. Kuran’ı Kerim’de hiçbir şey bilmiyorsa ne yapacak? O zaman Arapçadan başka bir dile tercüme edilen tercümesini okuyacak. Ya başka Arapçaya çevrilen haletiyle okuyacak, diyor tefsir gibi bir şey.
Abdulaziz Bayındır: Yani kendi diliyle okuyacak…
Enes Alimoğlu: Kendi diliyle okuyacak…
Abdulaziz Bayındır: ama hiçbir şey bilmiyorsa.
Enes Alimoğlu: Hiçbir şey bilmiyorsa yani çabuk öğrenmeye çalışacak. Öğrenene kadar bunu yapacak, tercümesini okuyacak. Eğer Arapçayı bildiği halde kasıtlı olarak yaparsa o zaman namazı geçersizdir bu adam da fasık sayılır, kasti yaparsa. Çünkü Allah’u Teala demiş ki: “Kuranen arabiyen” demiş. “Arapça’dan başka bir şey Kuran değildir.” Namazda Kuran okuyun, diyor. Onun içinde Kuran okumadığı için namaz geçersizdir.
Abdulaziz Bayındır: Yani mantığa bak Allahını seversen, az önce söyledim ya, yani çok aşırıya gidiyor. Ya böyle bir mantık olur mu? (Yusuf suresi 2. ayet) “İnnâ enzelnâhu kur’ânen arabiyyen” başka bir şey. Niye Arapça indirdiğini Allah söylemiyor mu? Çünkü o toplumun dili dolayısıyla öyle yapmış. O zaman ne diyor? (Maide suresi 67. ayet) “bellıg mâ unzile ileyke min rabbik” diyor “Rabbinden sana indirilen tebliğ et.” Tebliğ ne demek? Muhatabın tam anlayacağı şekilde anlat demektir, değil mi? O zaman neydi Resulallah sallahu aleyhi ve sellem şeyde hani diğer ümmetlere de resul gönderildiğini ifade eden bir ayet vardı.(Araf suresi 158. ayet) “innî resûlullâhi ileykum cemîan” “Ben sizin hepinize Allah’ın resulü olarak gönderilmişimdir.” Diyor. Şimdi herkese Allah’ın resulü olarak gönderildiyse, Arapça olması, Arap dilinde olanlara tebliğ ile sınırlı, onun için Arapça olmuşsa, o zaman diğer toplumlara tebliği ancak kendi dilleriyle olabilir. İşte bu tür yanlış anlayışlar, gereksiz hiç, olayın özünü kaybeden deliller, işi anlaşılmaz hale getiriyor. Halbuki (Taha suresi 14. ayet)“ve ekımis salâte li
zikrî” dedik iki haftadır anlattığımız ayetler son derece açık ama o ayetlerden hiçbirisine maalesef temas etmiyorlar.
Enes Alimoğlu: Başka bir mesele, Fatiha’dan sonra zammı sure, Fatiha ile zammı sure arasında euzu çekmek farz değildir. Fatiha bittikten sonra cemaatin âmin demesi farzdır. İmamın âmin demesi sünnettir ve iyi bir şeydir. Çünkü hadiste peygamber efendimiz demiş “İmam ve lad dallin dedi mi siz âmin deyin” demiş. Buradaki emirde vücubu ifade eder vücubta farzdır. Onun için ve lad dallin dinleyen cemaatin âmin demesi farzdır. Bitti. Acemi oldu az bişey.
Abdulaziz Bayındır: Neyse yavaş yavaş ustalaşırsın bir şey olmaz. Cemal Necim biliyorsunuz bizim Arapça bölümünün hocasıdır. Kendisi aslen Filistinlidir. Buyurun.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Diyor ki, bu kıraat konusunda çok sayıda hadis var ama az okuyacağım yani ihtiyacı karşılayacak şekilde. Buhari ve Müslüm’de geçen bir hadiste Enes Bin Malik demiş ki: Ben Resulallahın arkasında, Ebubekir ve Ömer’in arkasında namaz kıldım hiçbirinin sesli olarak besmele çektiğini görmedim, demiş. Buhari ve Müslüm hadisi.
Enes Bin Malik çok önemli bir zattır. Çünkü Resulallah sallallahu aleyhi ve selemin yakın hizmetinde bulunmuş çocukluğundan itibaren, bu sebeple ondan gelen rivayetler diğerlerine tercih edilir. Yani Resulallah Fatiha okurken bismillah diyerek okumamış, sure ilave ederken başında bismillah dememiş. Demin de işte Mekke ve Medine’de bunun olmamış olmasını da birleştirdiğiniz zaman tam resim birbirine oturuyor.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Birde “Bu kitabın Fatihasını okumayanın namazı olmaz.” Hadisi arkadaşlarımız onu okudular. Namazı güzel kılamayan birisi vardı zaman zaman burada tekrarlıyoruz.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Ha tamam, namazı güzel kılamayan birisi vardı zaman zaman burada tekrarlıyoruz. Bir kere namaz kılıyor. Resulallah sallallahu aleyhi ve selem diyor ki: “Kalk namazını kıl, senin namazın olmadı.” diyor. Bir daha yapıyor. Ondan sonra “Ya Resulallah peki nasıl kılayım?” Diyor. Diyor ki işte, “Namaz kılacağın zaman tekbir alırsın, sonra kendinde olan, zihninde kolayına gelen Kurandan bir ayeti okursun.” diyor. Mesela, burada Fatiha okursun dememesi de çok önemli yani şey açısından.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Şimdi Ebu Katade’den gelen rivayette gene bu da Buhari ve Müslim. Resulallah sallallahu aleyhi ve selem öğlen namazında, ikindi namazında Fatiha’yı okur arada sırada da okuduğunu işittirir imiş ki bu gene şeye uyuyor (Araf suresi 205. ayet) “dûnel cehri” ye uyuyor yani yüksek sesle değil ama yanındaki işitebiliyor. Ondan sonra birinci rekâtta uzunca bir sure okuyor. İkinci rekâtta ondan kısa bir sure, iki sure okuyor yani öğlen namazında. Aynı şeyi ikindi namazı için yapıyor birinci rekâtta uzun ikinci rekâtta kısa. Aynı şeyi sabah namazı için yapıyor birinci uzun ikinci kısa. Akşam ve yatsı namazları için bu… İlk iki rekâtlarda sure ilavesini ilk iki rekâtlarda yapıyor. Bir ve ikinci rekâtlarda, tabi sabah namazının tamamı iki rekât olduğu için onu da okuyor.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Ebu Hureyre radiyallahu and diyor ki: Resulallah sallahu aleyhi ve sellem Fatiha’yı bitirdiği zaman âmin derdi insanların duyacağı şekilde âmin derdi. Orada gündüz mü gece mi olduğuna dair bir ifade yok ama gece olduğu anlaşılıyor.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Gene Buhari’de geçen bir hadiste, Resulallah sallahu aleyhi ve sellem demiş ki: “İmam âmin dediği zaman sizde âmin diyin. Çünkü meleklerde o arada âmin derler sizin âmininiz meleğin âminine tam denk gelirse geçmiş günahlarınız bağışlanır.” Yani Fatiha’nın arkasından imam âmin dediği zaman sizde âmin diyin, o arada da meleklerde âmin der. Birbiriyle aynı ana geldiği zaman günahlarınız bağışlanır.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Allah… Öğle ve ikindi namazlarında Resulallah sallahu aleyhi ve sellem, birinci rekâtta Secde suresi kadar, kaç ayet bir baksana Secde suresi, Üç sayfa! Birinci rekâtta üç sayfa okuyor. İkinci rekâtta onun yarısı kadar okuyormuş.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Bir başka rivayette de, ikindi namazının iki rekâtında, öğlen namazında okuduğunun yarısı kadar okurmuş. Secde suresi 30 ayet. Üç sayfa mı? Evet…
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Buhari ve Müslim’de geçen bir hadiste Resulallah sallahu aleyhi ve sellem Cuma sabahları secde suresini ve arkasından da İnsan suresini yani birinci rekâtta secde suresini üç sayfa, ikinci rekâtta da İnsan suresini o da iki sayfa kadar, değil mi yani? İki sayfadan birazcık az. İnsan suresini okurmuş.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: İşte zikir bu, değil mi? Muhteşem bir şey. Resulallah sallahu aleyhi ve sellem Kuran okuduğu zaman, Rahmet ayeti geldiği zaman “Ya Rabbi! Bana da nasip et.” diyor, bütünleşiyor kendisi, Kuran’la bütünleşiyor. Namaz kılarken rahmet ayeti gelirken zaman “Ya Rabbi! Bana da nasip et.” diyor. Azap ayeti geldiği zaman “Ya Rabbi! Sana sığınırım bunun azabından.” diyor. Bu çok mühim işte zikir, yani anlamla bütünleşiyor Resulallah sallahu aleyhi ve selem. Siz anlamını bilmeden nasıl bütünleşecekte, rahmet ayeti ile alakalı… şey de bir ara Kenan Evren konuşuyordu. Adam Kuran okunuyor, ağlıyor, hâlbuki miras taksiminden bahsediyormuş diyor, ayet. Belki babasının ölümünü hatırlamış, ağlamış olabilir. Ne olduğunu bilmediğiniz zaman okuyucunun sesi sizi ilgilendiriyor ama anlamını bildiğiniz zaman işte tam zikir o oluyor.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Enes Bin Malik’e sormuşlar. Demişler ki: Resulallahın kıratı nasıldı? “Uzatarak okurdu.” demiş. Yani çok böyle hızlı Bismillahirrahmanirrahim değil, Bismil –lahir- rahmanir- rahim yani muhatap tam böyle rahat bir şekilde alsın diye. Şimdi şöyle düşünün, şuraya çok hızlı bir yağmur yağdığı zaman mevcut toprağı da alır götürür ama yavaş yavaş yağarsa toprak onu emer. İnsan da, çok hızlı okuyanlar var, herhalde onlar okuduklarını anlıyor mu, anlamıyor mu bilmiyorum ama yani anlayarak okumak içinde yavaş yavaş şey yapmak lazım. Resulallah o şekilde okuyormuş.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Bu da çok mühim yani, şimdi İmam Şafi’ye duyrulur demek lazım burada. Resulallah sallahu aleyhi ve sellem bir keresinde Ebu Davut Nesai ve Tirmizi de imiş. Resulallah sallahu aleyhi ve sellem bir keresinde yani yüksek sesle namaz kıldırdığı bir sırada, namazdan sonra demiş ki: “Ben Kuran okurken içinizden tekrarlayan var mı? Kendisi de Kuran okuyan var mı?” Demiş. Birisi demiş, “Evet ben de okudum” demiş. “Ben de niye böyle şey yaptım, namazda sanki birisi benimle çekişiyordu yani böyle bir huzur kaçıcı bir durum oldu. Ben de niye böyle oldu diye düşünüyordum” diyor. “Yüksek sesle Kuran okunduğu zaman dinleyin.” diyor Resulallah sallahu aleyhi ve sellem. Şimdi işte şu Kuran sünnet bütünlüğünü görüyor musunuz? Yani o şeydeki Araf suresinin (204. ayet)sonundaki “Kuran okunduğu zaman ona kulak verin ve susun.” Resulallah diyor ya “susun, dinleyin” diyor “yüksek sesle okuduğum zaman” Şimdi imam okurken siz okursanız bu gerçekten çok rahatsız edici bir durum olur.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Burada İmam Şafi kazandı. Evet, Ebu Davud ve Tirmizi’de geçen bir rivayette Resulallah sallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırmış, Ubada’den geliyor rivayet, Resulallah sallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırmış, uzunca okumuş yani insanlara biraz yani fazla gelmiş şey, demek ki çok ayakta durmuşlar herhalde. Sonra geri dönmüş demiş ki namazı bitirdikten sonra; “Sizde benimle beraber Kuran okudunuz mu?” “Evet, valla biz de okuduk.” Bu defa cemaat toptan adeta diyor yani deminki gibi değil. Resulallah sallahu aleyhi ve sellem diyor ki: “İmam Kuran’ı yüksek sesle okuduğu zaman dinleyin, sadece Fatiha hariç çünkü Fatiha olmadan namaz olmaz.” Bu da Ebu Davut, Nesai ve Tırmizi’de geçiyormuş.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Bu da çok güzel, Resulallah sallahu aleyhi ve sellem birisine namaz kılmayı öğretiyormuş, diyormuş ki: “Eğer Kuran’ı Kerim’den bir şey biliyorsan oku, bilmiyorsan la ilahe illallah de,” işte “Allahuekber de, yani böyle kolayına gelen zikirleri yap.” Kaçırdığım bir şey olmadı değil mi? Ha tamam.
Cemal Necim: Arapça okuyor.
Abdulaziz Bayındır: Bir adam Resulallah sallahu aleyhi ve selleme gelmiş demiş ki: “Ya Resulallah! Ben Kuran’dan hiçbir şey bilmiyorum. Namaz da bana yetecek bir şey söyle.” Demiş “yani bildiğim bir ayet yok.” Demiş ki Resulallah sallahu aleyhi ve selem: “Subhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela
kuvvete illa billah, bunları söyle” demiş. Çünkü bir Arap için bunu söylemek zor bir şey değil, oldukça kolaydır yani. Ne diyor? İşte “Subhanallah” “Ya Rabbi sana boyun eğerim” “la ilahe illallah” “senden başka ilah yoktur.” “allahu ekber” “Allah en büyüktür.” “vela havle vela
kuvvete illa billah” “güç ve kuvvet yalnız Allah’ın vermesiyle olur.” “velhamdülillah” “hamd Allah’a mahsustur yani Allah yaptığı her şeyi güzel yapar.” Peki, teşekkür ederiz, sağ olun, varolun.
Şimdi Cemal Türkçeyi anlıyor da konuşamıyor, ondan dolayı Arapça yapıyor yoksa dolayısıyla teşekkürümüzü Arapça yapmamıza gerek yok.
Enes Alimoğlu: …….1.43.03 dk duyamadım Yahya hocayla namaz kitabı yazarken bulmuştuk. O kişi diyor ki: Ya Resulallah, bu hepsi Allah içindir, benim için bu namazda ne var? Peygamber efendimiz diyor ki: “O zaman ……..Arapça tam anlayamadım 1.43. 24 şeklinde bir dua öğretiyor.
Abdulaziz Bayındır: Bu da çok enteresan, az önceki duaya, tamam bu Allah için ama ben kendim bir şey istemiyorum namazda bu ne olacak? diyor. O zaman ne diyor? “Ya Rabbi sen beni doğru yola getir, bana rızık ver ve bana sağlık ve afiyet ver diye dua et” diyor “namaz kılarken”
Enes Alimoğlu: Tam Fatiha’nın karşılığı bir şey…
Abdulaziz Bayındır: Fatiha’nın karşılığı, evet… Evet, peki sorular…
Yahya Şenol: Sorulardan önce, sonuç hani siz biraz daha toparlama yapsanız.
Abdulaziz Bayındır: Yok toparlama yapmayacağız biraz daha sabır.
Yahya Şenol: İki hafta daha var mı?
Abdulaziz Bayındır: Önümüzdeki hafta zaten inşallah Ankara İlahiyat Fakültesinden bir arkadaşımız gelecek burada konuşma yapacak, Ahmet bey.
Yahya Şenol: Neyle alakalı?
Abdulaziz Bayındır: Şeyle ilgili, din siyaset ilişkisi konusunda konuşacak Allah nasip ederse. Ahmet bey, şimdi soyadı aklımdan çıktı, neyse. Evet, ilan ederiz inşallah bugünden itibaren. Ondan sonraki hafta belki buna bir toparlama yaparız. Yani şimdi bazı şeyler kolay hazmedilmiyor. Tabi yedikten sonra birazcık şey yapacak, üstüne gazlı içecekler alacaksınız, bir takım şeyler, soda falan filan, biraz da yürüyeceksiniz biden bire hazmedilir mi yavaş yavaş.
Yahya Şenol: Akşam namazının üç, yatsı namazının da üç ve dördüncü rekâtlarında niye kıraat sessiz yapılıyor? Bu da namazın aslının iki olduğunu göstermez mi? Bunu çok söylüyorlar internette. Hani akşamda iki rekâtta sesli okunuyor, yatsıda da iki rekâtta sesli demek ki üç ve dört sonradan ilave edilmiş.
Abdulaziz Bayındır: Şimdi bunlar birer ibadettir. İbadet konularına taabbüdi denir yani Allah nasıl istemişse öyle yapılır. Burada akıl yürütülmez yani şimdi siz buradan dersiniz ki, niye seferide iki rekâtta hazarda ya da sefer dışında dört rekât. Korku sırasında bir rekâtta, niye böyle? Bunun niyesi yok. Bu ibadettir. Allah böyle yap dediği zaman öyle yapılır. Burada akıl yürütülmez sadece Allah’ın nasıl emrettiğine bakılır, o şekilde yapılır. Farz edin ki bu kişilerin dedikleri doğru, aslı iki rekâtta şimdi böyle. Tamam, böyle aslı iki rekât olabilir ama sen şimdi böyle yapacaksın.
Yahya Şenol: O, Hz. Peygamberin içtihatı ile üç, dört olmuştur.
Abdulaziz Bayındır: Olamaz.
Yahya Şenol: Allah dememiş bunu. Peygamber kendi içtihadı ile üçe, dörde çıkarmış. Onun sünnet olduğunu gösteriyor. En az iki kıldın mı yeterliymiş.
Abdulaziz Bayındır: Bunlar, kendilerini Allah yerine koyan insanlardır. Çok net ve açık, namaz konusunda kendisini Allah yerine koyan hocalar ortaya çıkmış. İnşallah onunla ilgilide ayrı bir ders yapacağız Allah nasip ederse. Namaz bilmem sosyal, bilmem ekonomik, saçma sapan destekmiş, köstekmiş falan filan. Ben daha önce de söyledim şimdi de söylüyorum, bu insanlar cehenneme gitme hürriyetlerini kullanıyorlar, gidebilirler. Kimsenin cehenneme gitmesine engel olacak halimiz yok ama insanların zihinlerini bozdukları için bu konuda ayrı bir ders yapmamız lazım. Fatih onu da bir sıraya alında bu konuda ayrı bir ders yapalım. Kendilerini Allah yerine koyarak, Kuran’ı Kerim’i kendilerine uyduran hocalar ortaya çıktı maalesef. Bununla birlikte birçok insanda sağda solda kendini Allah yerine koyarak hâşâ, Kuran’ Kerim’e şekil şemail veriyorlar. Hâlbuki Allah’u Teala Kuran’ı kendisinin açıkladığını söylediği halde bir başkasının açıklamasını kendini Allah yerine koymak olarak değerlendirdiği halde, bunlar, kelimeleri çekerek, ayetin tamamını değil, bir kelimeyi çekerek, Arapların bilmediği bir mana yükleyerek o kelimeye, belki yükledikleri bir mana doğru da olabilir ama her kelimenin anlamı kendi bağlamı ile birlikte anlaşılır. Ondan sonra kendi kafalarına göre yeni bir şekil, şemail çiziyorlar. Bunlar tabi olacak, imtihan dünyasıdır. Bu olamadan da olmaz ama biz de inşallah doğrusunu anlatacağız. Kesinlikle Resuallahın içtihadı ile olamaz. Resulallah nedir? Allah’ın elçisidir. Allah’ın elçisi din konusunda hiçbir şey koyamaz, böyle bir yetkisi yoktur. Elçi kendisine verilen görevi yerine getirendir.
Allah’u Teala Maide suresinin 49. ayetinde “Onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma” diyor. Dolayısıyla, Kuran’ı Kerim’de olan ne ise Resulallahın yaptığı da odur. Onun dışında hiçbir şey yoktur. Hemen oradan peki, Kuran’da namaz var mı? diyorlar. Böyle, tabi şey var, birde yanlış oluşmuş geleneğin çıkardığı çok ciddi eksiklikler ve sıkıntılar var. Geçmişi olmayan bir din anlayışı var. Onu da zaman zaman burada zaten anlatıyoruz. Namaz, Âdem aleyhisselamdan beri bütün ümmetlerin, günde beş kere kılığı ve aynı şekilde kıldığı bir ibadettir.
Yahya Şenol: Bugünkü ders ışığında şunu bir defa sorabiliriz, demiş. Namazda Fatiha okumak, şimdi farz mı değil mi? Fatiha’yı bildiğimiz halde başka bir sure okusak olur mu?
Abdulaziz Bayındır: Şimdi Fatiha’nın yerini gerçekten hiçbir şey tutmaz. O şey (Hicr suresi 87. ayet) “seb’an minel mesânî” de var. O konu üzerinde…
Enes Alimoğlu:01.49.48… ne dediğini duyamadım
Abdulaziz Bayındır: O da var. Onun üzerinde durmadık, belki bundan sonraki şeyde durabiliriz çünkü o farklı. Fatiha hakikaten, Kuran’ı Kerim’in tamamının özeti oluyor. Siz Fatiha’yı namazda düşünerek okursanız, Kuran’ı baştan sona şöyle bir gözden geçirmiş gibi oluyorsunuz.
Yahya Şenol: Kıraat şartı da yerine gelmiş oluyor, zaten.
Abdulaziz Bayındır: Kıraat şartı da yerine gelmiş oluyor.
Enes Alimoğlu: 1.50. 15 ne dediğini anlayamadım
Abdulaziz Bayındır: Evet, onun üzerinde, onun için diyorum ya unutmayalım da çünkü Fatiha üzerinde ayrıca durulması gereken son derece önemli bir sure. Onun yerini hiçbir şey tutmaz ama bakın Resulallah sallahu aleyhi ve sellem işte Cemal Necimin okuduğu, Enes Alimoğlunın da tamamladığı hadislerde, adam bilmiyorsa sıkboğaz etmiyor, sen de şunu yap, diyor bunu yap diyor. Hatta adam itiraz ediyor. Peki, bana ne, hep Allah için dua ettim, benim için bir şey yok mu derken ona da, sen de şöyle yap diyor. Yani dini en kolay yaşanacak şekilde insanlara anlatıyor. Evet…
Yahya Şenol: Farz namazlarımızın ilk iki rekâtında Fatiha’dan sonra zammı sure okuyoruz. Üç ve dörtlerde okumuyoruz. Bu şekilde öğrendik, doğru mu Kuran ve sünnet ışığında?
Abdulaziz Bayındır: Şimdi zammı sure, burada da şey yaptı, hadisleride okudu. Resulallah bir ve ikinci rekâtlarda okuyormuş, üç ve dördüncü rekâtlarda değil. Dolayısıyla, yaptığımız doğru, yanlış değil.
Yahya Şenol: Ayakta durmaya güç yetiremeyen yatalak hastaların, yanları üzerine yatarak kılması kastedilmiyor mu okuduğunuz ayette?
Abdulaziz Bayındır: Hangi ayette?
Yahya Şenol: (Nisa suresi 103. ayet)“ve alâ cunûbikum” da, yani hastalar nasıl kılacak namazı?
Abdulaziz Bayındır: (Nisa suresi 103. ayet)“ve alâ cunûbikum” ayetinin onunla hiç alakası yok. Bir öncekisiyle birlikte Nisa suresi 102 ile birlikte bakarsanız, o, namazı bütün erkânıyla kılan kişilerden bahsediyor, onu görürsünüz orada. Diğeri, Bakara suresinin 239. ayetinde “korkarsanız yürüyerek ya da binili olarak kılarsınız” diyor ya. Şimdi hastanın bir korkusu var. Ayağa kalktığı zaman pat diye düşecek. Yani onun dışında zaten şey yapmıyor Allah’u Teala (Bakara suresi 286. ayet)“Kimseyi kendi gücünün üstünde bir yükümlülükle yükümlü tutmayacağını” ifade ediyor. Hastanın durumu farklı yani bu en fazla Bakara 286 kapsamında düşünülebilir.
Yahya Şenol: Son bir soru olsun. Ebu Hanife’nin “Mezhepsizlik, dinsizliğe açılmış bir köprüdür.” Şeklinde bir sözü var mı?
Abdulaziz Bayındır: Valla, Ebu Hanife öyle bir şey söyleyecek bir insan değil. Ebu Hanife bir kere hiçbir zaman mezhep kurdum diyen bir kişi değildir ama bu tür şeyleri söylerler. Mezhep şimdi, mezhep, bir görüştür yani insanların bir başkasının görüşüne uyması değil. İnsanların uyması gereken Allah’ın kitabı ve Allah’ın resulüdür. Onun için biz sadece Müslümanız, bu daha çok bize karşı söylenen sözlerden. Ebu Hanife, eğer siz o dönemle ilgili şey yaparsanız Ebu Hanife mezhepsizin önde gidenidir. Yani bir başkasının mezhebine uymuş değil, değil mi? Böyle, bu tür şeyler uydurulur daha sonra. Tamam mı?
Ben burada bir de şey yapayım. Geçen de bana bir video dinlettiler. Ebubekir Sifil şey yapmış, Bakara suresindeki (124. ayet)“Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin” ayeti ile ilgili olarak, İmam Maturidi’nin tefsirinden benim yaptığım bir nakli esas alarak tiksindirici bir ifade kullanmış. Bu tür şeyler bugünlerde biraz fazlaca arttı, şimdi Ebubekir Sifil’i geçenlerde televizyonlarda gördüm daha önce hiç görmemiştim, kendisiyle de tanışmıyoruz. Baktım yani maşallah ağzı laf yapan böyle ekranı da gayet güzel kullanan birisi. Ben şimdi buradan ona teklif ediyorum, çok açık bir şekilde kendi moderatörlüğünde olsun, kendi idare etsin. Bir televizyon ekranına Türkiye’den ya da yurt dışından, dünyanın neresinden hangi âlimi çağırıyorsa çağırsın, konu da sadece o tiksindiği konu olsun, başkası değil. Hangi ifadeden, benim İmam Maturidiyle ilgili söylediğim hangi ifadeyi tiksindirici bulmuşsa, o konuyu, ekranda dünyadan güvendiği hangi âlim varsa çağırsın, Türkiye şartı yok, orada tartışalım. Buradan ben de ona davette bulunuyorum, kendisi de yönetsin o tartışmayı. Peki, teşekkür ediyorum.