Yahya Şenol: Soru şimdi hutbede bunlar söylenirse millet camiye gitmek istemiyormuş ne yapacağız?
Abdulaziz Bayındır: Gitmesinler.
Yahya Şenol: Diyormuş ki Diyanetin Kur’an’la alakası olmayan şeyleri
Abdulaziz Bayındır: Kardeşim biz burada söylüyoruz kimse Süleymaniye vakfına gelmek istemez diye bir endişemiz yok gelirse gelir, gelmezse gelmez, o bakımdan, dolu Allaha şükür her taraf.
Yahya Şenol: Bu sebeplerden dolayı Cumaya gitmesek mesul olur muyuz, demiş.
Abdulaziz Bayındır: Yok biz gidip namazlarımızı kılacağız. Allahu Tealanın emri var, diyor ki (Cuma suresi 9. ayet) “izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes’av ilâ zikrillâhi” Cuma günü namaza çağrı var mı, ezan okunuyor mu, koşacağız, o kadar. Bir başkasının yanlışı bizim yanlış yapmamızın gerekçesi olamaz. Evet, Fırat söyle…
Fırat Bey: Peygamberimizin uygulamalarına baktığımız zaman ve ya sözlerine baktığımız zaman sözlerinde bir çok sözler eklenmiş günümüze kadar yani peygamberimiz 23 yıl risalet görevini yerine getirmiştir bununla beraber bulunan sahabeler yüz binlerden bahsediliyor. Bu el bağlama konusunda dahi bu kadar sıkıntılar söz konuyken, bir ittifak yokken biz nasıl anlayacağız diğer meseleleri, hadisleri? Hareketlerde dahi bir ittifak yok hocam.
Abdulaziz Bayındır: Evet, hadisleri anlamak, biliyorsunuz bizim buradaki çalışmalarımızda hadisleri anlamak çok kolay. Kur’an’ı Kerim’in kendi içersinde bir metadolojisi var. Bir ayet diğerini açıklıyor, iki tane de ayet onları açıklıyor, iki iki gidiyor. O yola girdiğiniz zaman hadisleri rahat bir şekilde görebiliyorsunuz. Dolayısıyla, bu el bağlama fazlaca önemli bir şey olmadığı için olsa ne olur, olmasa ne olur bütün mezhepler öyle bakıyor olaya. Ama işin özüyle alakalı oldu mu mutlaka ayeti kerimelerde onunla ilgili hüküm oluyor.
Fatih Orum: anlayamadım bir meseleyi daha sonrakilerin kayda almalarından dolayı şöyle anlayamadım …
Yahya Şenol: Bir çabanın ürünü yani
Abdulaziz Bayındır: Tabi resulullah bazen ellerini salmıştır, bazen böyle bağlamıştır, bazen şöyle bağlamıştır bu ulemada ona göre bir değerlendirme yapmıştır.
Yahya Şenol: Bu hani kutlu doğum haftasındayız ya bu genelde deniyor ki bu resuli Kibriya efendimiz diye tabiri sormuşlar. Buradaki Kibriya ne manaya geliyor kullanmak doğru mu diye. Arapça okudu Allah için kullanılıyor ya, belki bu kastedilmiş olabilir.
Abdulaziz Bayındır: Göklerde ve yer sadece Cenabı Hakka aittir ama o, bir kere bu hoş bir şey değil, biz Cenabı Hakka söz veriyoruz (Bakara suresi 285. ayet)“Allahın resullerinden hiç birini diğerlerinden ayırmayız” Hepsi de Allahu Teala’nın elçileridir ama bizimkisi başkadır. Tamam, herkes öyledir, herkesin babası vardır ama benim babam başka yani. Şimdi öyle demenin bir anlamı yok burada Allahın son, Allahu Teala bize böyle diyorsa böyle kabul etmek lazım. Şimdi resulullah öylesine methediliyor ki, tanrılaştırılıyor maalesef. E bunu İsrail oğulları yaptı şey, Hıristiyanlar yaptı bunu ama Allahu Teala onları yoldan çıkmış olmakla suçluyor aynı konuma bizim gelmemek için elimizden geleni yapmamız lazım. Zaten bu çalışmalarımızın sebebi de o.
Enes Alimoğlu: duyamadım
Abdulaziz Bayındır: En büyüğün resulü demek istemiştir. Valla şeyler hurafeler o kadar çabuk yayılıyor ki tıpkı bulaşıcı hastalık gibi. Şimdi bu, on bin tane sağlıklı adam bir tane hastayı ziyaret etse hiçbir ona sağlık bulaştırmaz ama o hasta onların hepsine hastalık bulaştırır. Dolayısıyla, maalesef hurafeler böyle bunlarla sürekli mücadele gerekiyor, bulaşıcı hastalıklarla sürekli mücadele gibi, çok dikkatli olmak lazım, farkına varmadan sana da bulaşmış olur. Peki, inşallah ümit ederiz ki bundan sonra daha da dikkatli olurlar.
Yalnız imamlar yani ben bu sabah düşündüm ya şu camilerde imamlar olmasa ne kadar güzel olacak diye, gerçekten. Adam bir şey okudu, aşrı şerif okudu işte şey Haşr suresinin son ayetleri arkasından resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki kim sabah namazından sonra bunu okursa Allahu Teala yetmiş bin tane melek yaratır bunlar onun affedilmesi için akşama kadar dua ederler. Akşam namazından sonra okursa yetmiş bin melek yaratır, sabaha kadar dua ederler ve bu adam ölürse şehit olur. Güzelde yani Allah affedecekse niye melekleri yaratıp bunlara şey yapıyor. Bu ne Allahını seversen ? Yani hiç resulullahın namazın arkasından sizin okuduğunuz gibi aşrı şerif okuduğu gibi bir rivayet varmı ki bir de arkasından bunu uyduruyorsunuz. Aşrı şerif diye bir şey yok, tutuyorsunuz yani bu akla zarar bir şey. Şimdi ayetleri okuyor, inşallah bundan sonraki derslerimiz bu olacakta Allah nasip ederse. İnsan hiç kimse bir şey anlamıyor sonra bir de başlıyorlar dua etmeye. Duada da ne dediğini kimsenin anladığı yok, âmin diyor. Çünkü dua ne demek istekte bulunmak demektir, neye âmin diyorsun kardeşim.
Şimdi şeyde bir gün Kâbe-i Şerif’in etrafında dolaşıyorum. Bir kız annesini koluna takmış o dua okuyor, annesi de tekrarlıyor. Kızın boyu biraz uzun annesi tabi yaşlanmış boyu kısalmış, biraz kamburu çıkmış. Kız diyor ki, Allahumme ecirni minen nar yani Ya rabbi beni cehennemden kurtar diye dua ediyor. Annesi de tekrar Allahumme ….nar Ya Rabbi beni cehenneme sok. Şimdi duyamıyor ya, kız ya rabbi beni cehennemden kurtar diyor, annesi Ya Rabbi beni cehenneme sok diyor. Hiç farkında değil ki ne dediğinin. Öyle dua olur mu? Dua isteyerek şuurlu bir şekilde Cenabı Hakk’tan isteklerini şey yapmaktır. Manasını bilmeden âmin diyorsun. Allah rahmet eylesin Tümurtaş Uçar anlatmıştı, diyor ki Elazığ’dan bir grupla hacca gittik o zaman karayoluyla. Gümrükte diyor, gümrük muhafaza memurları geldi işte orada soruyor eşyanızın arasında bu var mı, şu var mı, şu var mı? Bir de baktım ki bizim şeyler âmin, âmin diyor. Bizim hacılar toplaşmış adam şu var mı dedikçe âmin. Arapça söylüyor ya, adam şaşırmış bunlar ne yapıyor demiş. Timurtaş hocada diyor ki hiç düşünmüyorum o adama cevap vermekle meşgulken farkında değilim diyor bir döndüm ki âmin diyor millet. Yani gerçekten insanlar bu halde şartlandırıldılar yani buna çok dikkat etmek lazım.
Enes Alimoğlu: duyamadım
Abdulaziz Bayındır: Dua okudun mu duan tamam. Hatta şunu şu kadar okudun mu tamam diyorlar bu ne biçim bir şey Allahını seversen ya. Neyse Allah yardımcımız olsun. Peki, çok teşekkür ederiz, sağ olun.